Featured

8/z/custom

Film | Dehşet Odası (Green Room)

11:01

Bu aralar gerilim filmlerinden yana bir hayli şanslıyız. Hali hazırda gösterimde bulunan "Dehşet Odası"(Green Room) özellikle gerilim ve bolca aksiyon seven sinemaseverlere hitap ediyor. Bu kez merkeze garip isimli (The Ain't Rights) bir punk rock grubunu alarak...
Meteliğe kurşun atan grup üyeleri bir yandan promosyonlarını yapmak için çabalarken, bir yandan da 3-5 kuruş kazanabilmek için çeşitli barlarda sahne alırlar. Artık benzin bile alamaz hale geldiklerinde bir teklifle karşılaşırlar.
Orman için, gözlerden uzak bir yerdeki barda sahne teklifi alırlar. Ancak bar ırkçı diğer tabiriyle postallı tiplerin takıldığı pek de tekin olmayan bir yerdir. Grubumuzun üyelerinin gözleri dolar işaretiyle parlarken pek tabii bu ufak mevzuyu hiç düşünmezler.
Performanslarını sergiledikten sonra - Nazi sempatizanı seyirciye anti-Nazi içerikli bir parçayla açılış yapmaları filmin tek sevdiğim bölümüydü - kulislerine giderler. Ancak burada görmemeleri gereken bir olaya şahit olurlar. 

Ve o dakikadan sonra, bu acımasız tiplerle çevrilmiş odada hayatta kalma savaşı vermeye başlarlar.
Eleştirmenlerin beğenisi kazanan "Dehşet Odası" (Green Room) aslında 2015 yapımı bir film. Hatta başrol oyuncularından Anton Yelchin'i yakın zamanda evinin önünde yaşadığı bir kaza sonucu hayatını kaybetmesi haberinden hatırlayabilirsiniz. 

Bunun dışında barın sahibini canlandıran Patrick Stewart ürkütücü görünümü ile gerçekten iyi bir oyunculuk sergiliyor. Diğer rollerde ise Imogen Poots, Alia Shawkat, Macon Blair, Callum Turner ve David W. Thompson yer alıyor.
Şiddet öğesinin de yoğun kullanıldığı film eleştirmenler tarafından da başarılı bulunmuş. Yönetmen ve senaristliğini Jeremy Saulnier'in yaptığı filmin IMDB puanının 7,1 olduğunu hatırlatayım.

Ancak benim için "Dehşet Odası" vasatın üzerine çıkamamış, farklı bir şey sunamayan bir gerilim hikayesi oldu. 95 dakika sonunda, filmin o karanlık atmosferi ve Stewart'ın oyunculuğu dışında aklımda kalan bir şey olmadı.

Türü sevenlere hitap eden "Dehşet Odası" halen gösterimde. İyi seyirler!


Dizi | Th1rteen R3asons Why

18:09

Mini dizilerden sonra size bir de midi dizi önerim olacak: "13 Reasons Why"

Aslında özellikle Amerika'da - konusu nedeniyle - oldukça tartışmalara sebep olmuş bir gençlik dizisi. Toplamda 13 bölüm olan (devamı gelecek mi bilmiyorum) dizi Jay Asher'ın çok satan kitabından uyarlanmış.
Her şey Amerika'da bir lisede başlıyor. Bu lisenin öğrencilerinden biri olan Hannah Baker'ın intihar ettiğini öğreniyoruz. Tüm arkadaşları üzüntülü, sandalyesi boş ve her gün kullandığı dolabı adeta bir anma mekanı olmuş.
Bu acı durumdan en çok etkilenenlerden biri de Hannah'nın yakın arkadaşı Clay Jensen. 

Clay bir gün kapısının önünde bir kutu bulur. Kutuyu açınca her yüzü numaralanmış teyp kasetleri bulur. Hemen bir walkman kapar ve ilk kaseti dinlemeye başlar.
Kaset başlar başlamaz Hannah'nın sesi duyulur. Hannah kendini öldürmesinin gerekçelerini ardında bıraktığı bu kasetlerle herkese anlatacağını söylemektedir. Kasetin her biri 1 kişiye adanmıştır ve onun Hannah'ın hayatında nasıl bir etkiye neden olduğunu anlatmaktadır.
Biz de diziyi bu kasetlere paralel olarak izleriz, her bölümde 1 kişinin yarattığı     - Hannah'nın deyimiyle - kelebek etkisini görürüz.

Kimi zaman iyi niyetle yapılan davranışların bir insanın ruhunda nasıl yaralar bıraktığını anlarız. Kimi zaman gülümseyen bir suratın arkasındaki acımasızlığı fark ederiz.
"13 Reasons Why" her ne kadar bir gençlik gibi gözükse de bence her yaş kesiminin merakla izleyeceği bir dizi. Öyle ki 50 dakika gibi uzun sayılabilecek bir bölüm sonrası, mutlaka kafanızda yeni soru işaretleri oluşuyor.
Gelelim neden bu kadar eleştirildiğine...

Kimi bölümlerde izlemesi duygusal anlamda oldukça zor sahneler var. Özellikle benim için son bölümü izlemek son derece zordu söylemem gerek. 

Bunun yanı sıra kimi psikologlara göre "intihar" eylemini yumuşatan ve bir çözüm olarak sunan bir dizi "13 Reasons Why". Bunun özellikle hassas yapıdaki gençler üzerinde etki yaratabileceğini söyleyen uzmanlar da var.
Ufacık olayların aslında ne büyük şeylere neden olduğunu bize hatırlaması bakımından oldukça etkili bir dizi diyebilirim. Tabii müzikleri de es geçmeyelim. Her bölümde not alıp, arayacağınız müzikler var. 
Selena Gomez'in de yapımcılarından biri olduğu dizinin başrollerde Dylan Minnette, Katherine Langford, Christian Navarro, Alisha Boe, Brandon Flynn ve Miles Hyzer yer alıyor.

Yine güzel bir Netflix dizisi olarak karşımıza çıkan "13 Reasons Why" özellikle gizem & dram türüne meraklı dizi-severler için...


Bakalım siz ne düşüneceksiniz?


Dizi - Film Müziklerini Bulmak Artık Daha Kolay!

18:15

Bir sürü film, dizi izliyoruz.  Bazılarını seviyoruz, bazılarının müziklerine bayılıyoruz. Sonrasında bu müzikleri arama maratonu başlıyor. 

Benim maalesef yeni keşfettiğim bir site ile dizilerde, filmlerde dinlediğimiz, kulağımızdan gitmeyen o şarkılara kolayca ulaşabileceksiniz: what-song.com


Sitede arama yapabilmek için üye olmanıza gerek yok. Ancak beğendiğiniz şarkıları işaretlemek ya da müzik listesi oluşturabilmek için üye olabilirsiniz. 

Dizileri sezon ve bölümlere göre ayırmışlar. Bu şekilde dinlediğiniz şarkının adını bilmeseniz dahi kolaylıkla bulabiliyorsunuz.


Şarkıları orijinal uzunluğu ile dinleyebiliyorsunuz ki bu bence sitenin en keyifli yanı. Çünkü Youtube'dan çekiyor ve dilerseniz aynı anda videosunu da izleyebiliyorsunuz.

Şarkıyı dinlediniz, beğendiniz ve satın almak istiyorsunuz. O zaman site size iTunes ve Amazon seçeneklerini sunuyor. Dinlemeden satın almak yok anlayacağınız!

Benim gibi müzik delisi bloggerları memnun edeceğini düşündüğümden hemen paylaşmak istedim. Keyifli dinlemeler herkese 🐨🎧💃

Müzik | "The Search For Everything" John Mayer

12:12

Çoğu kişi gibi ben de John Mayer'ı o nefiss "Your Body Is Wonderland" parçası ile tanıdım. Aslında Mayer'in  hikayesi çok eskiye dayanıyor. 

19 yaşında dünyanın en önemli müzik okullarından biri olan Berklee College of Music'e kabul edilen, 22 yaşında ilk albümünü yayınlayan 7 Grammy ödülü sahibi bir müzisyenden bahsediyoruz.

"Your Body Is Wonderland"in olduğu albümünden sonra çıkardığı her albüme göz attım. 3-5 beğendiğim parçalar oldu ama son albümü "The Search Is Everything" bence Mayer'in kariyerindeki kesinlikle en güzel iş olmuş.


Tüm parçalarını beğendiğim ve durmaksızın dinlediğim bir albüm "The Search for Everything". Jazz, rock, country, blues esintilerini taşıyan 12 şarkıdan oluşuyor. Albümde yer alan şarkıların birer ay arayla 2 farklı EP olarak piyasa çıkartılması da değişik bir pazarlama taktiği olmuş.

Bu albümün oluşmasına katkıda bulunan bir başka ünlü isim daha var: Katy Perry

Albümde bulunan çoğu şarkının Perry için olduğu söyleniyor müzik eleştirmenlerince. Ayrılık her ne kadar acı olsa da sanırım biz dinleyiciler bu durumdan karlı çıkan taraf oluyoruz 🎧


Ve işte yumuşacık, defalarca dinlenilesi "Emoji of A Wave"


Film | Jane Doe'nun Otopsisi (The Autopsy of Jane Doe)

12:53

John ya da Jane Doe, ABD'de kimliği belirsiz cesetler için kullanılan bir terim. Ve evet filmimizin baş rolünde kim olduğu ve neden öldüğü belli olmayan bir kadın cesedi var.



Bir evin bodrumunda yarı-gömülü olarak bulunan ceset, otopsi yapılması için kasabanın baba & oğul otopsi uzmanları Tommy ve Austin Tilden'in morguna getirilir. Tuhaf olan Jane Doe'muz öldürülmüş olmasına rağmen vücudunda en ufak bir kırık, yaralanma, kesik vs. bulunamaz. 

Tildenlerin tüm gece cesedi incelemesi ve ölüm sebebini tespit etmeleri gerekmektedir.



Baba oğul hemen Jane Doe'yu incelemeye başlarlar. Geçen her dakika gerilimi artırırken radyodan gece büyük bir fırtınanın beklendiğine dair bir anons duyulur. 

Ve çok geçmeden tüm elektrikler gider ve Tildenlar morgda bulunan diğer 2 ceset ve otopsi masasındaki Jane Doe ile yapayalnız kalırlar.



Bu filmi ile ilk kez tanıştığım Andre Ovredal kısıtlı mekanda, kısıtlı bütçeyle son derece güzel bir iş çıkartmış. 1,5 saat boyunca gerilimin hiç düşmediği, bazı sahneleri ile izleyeni zıplatan bir film çıkmış ortaya.

Film ikinci bölümde tamamen başka bir yöne sapsa da, özellikle ilk 1 saat korku filmi sevenler için kaymaklı kadayıf. Yönetmen sadece görüntülerden beslenmiyor, sesleri de filme katarak gerilimi inanılmaz yükseltiyor.  Örneğin morgda cesetlerin ayak bileklerine takılan minik ziller gibi - Benim en gerildiğim sahnelerdi.



Filmdeki yoğun olarak yer alan otopsi sahneleri kimi izleyiciler için oldukça rahatsız edici olabilir. Bu konuda hassasiyetiniz varsa sakın ha dolu mideyle filme girmeyin derim.



Baş rollerde Brian Cox ve "Özgürlük Yolu" (Into The Wild) filminde hepimizi kendine hayran bırakan Emile Hirsh yer alıyor. Jane Doe'yu canlandıran (tuhaf bir şey oldu biliyorum) Olwen Catherine Kelly de o soğuk ve korkutucu görüntüsüyle bence gayet iyi iş çıkartmış.

Son dönemlerde izlediğim başarılı korku filmlerinden biri oldu "Jane Doe'nun Otopsisi". Siz de bu türe ilgi duyanlardansanız salonu mutlu mesut terk edeceğinizi tahmin ediyorum.



Herkese iyi seyirler!



Dizi | Big Little Lies

11:17

Her yer "Big Little Lies" diye yıkılıyormuş da benim haberim yokmuş. 
Bu diziden bihaberdim açıkçası. Ta ki geçen haftaya kadar!

Önce Jale'nin Alemi'nde okudum bu diziyi, hemen sonraki gün Öneri Makinesi de bu diziyi önerince "Hmmm neymiş bu dizi bakmak farz oldu" dedim. Çünkü her ikisi de film ve dizi zevklerine çok güvendiğim 2 blogger.
Dizi, Liane Moriarty'nin aynı adlı romanından senaryolaştırılmış. 7 bölüm süren bir mini dizi - ki ben bu aralar mini dizileri izlemeyi seviyorum, aylarca bir sonraki sezonu bekleme işkencesi çekmiyoruz. :)

Monterey adında bir sahil kasabasında yaşayan zengin ve mutlu (gözüken) ailelerin hayatlarına şahit oluyoruz. Güzel kadınlar, yakışıklı ve kariyerli erkekler, birbirini gördüğünde 32 diş gülümseyen komşular ve tüm bunların arasında var olmaya çalışan çocuklar.
Dizi her ne kadar Madeline, Celeste ve Jane karakterleri üzerinden ilerliyormuş gibi görünse de çevrelerindeki sarmal genişledikçe kasabadaki diğer ailelerin yaşamlarına da dokunuyoruz. Çünkü her şey birbiriyle bağlantılı bu dizide.
Keyifli kadınların, güçlü erkeklerin ve mutlu görünen evliliklerin yaldızları yavaş yavaş dökülmeye başladıkça her karakterin ruhundaki boşlukları görmeye başlıyoruz. Takıntıları, korkuları, özgüvensizlikleri...

Karakter tasvirlerinin müthiş yapıldığı bir dizi "Big Little Lies". Kasabanın dokusuna da uygun olarak hissetiğimiz o gerçeklik duygusu tüm dizi boyunca merak duygumuzu ayakta tutuyor. Bu yüzden bir bölüm bitince ara vermek istediğiniz dizilerden değil bu. Aksine o "tanık olma" duygusunu daha da fazla hissetmek istiyorsunuz.
Oyuncu kadrosu ise tek kelimeyle muhteşem:
Reese Witherspoon, Nicole Kidman, Shailene Woodley, Alexander Skarsgard, Adam Scott, Zoe Kravitz, Laura Dern her biri ayrı ayrı çizilmiş karakterlere hayat veriyorlar. Özellikle Witherspoon ve Kidman bence müthişler.

Bir dizinin 2. omurgasını oluşturan çocuklar var tabii. Dizide pek konu onlar üzerinden ilerlediği için  bahsetmeden geçmek olmaz. Ziggy'i canlandıran Iain Armitage hemen aklıma gelen. Ama hepsi son derece tatlış oynamışlar.
Bir de dizinin müzikleri var. Benim bu diziyi sevmemin en baş nedenlerinden biri. Kullanılan müziklerin çoğu o anki sahneyle öylesine bütünleşiyor ki, her dinlediğinizde bu diziyi hatırlayacaksınız emin olun. 

Özellikle dizinin orijinal müziği "Cold Little Heart" uzun süre kulaklardan silinmeyecek denli etkileyici.



Pantene Durulanan Köpük Krem

10:38

Pantene'in yeni ürünü köpük kremi daha önce duymuştum ama tanışmak Denebunu'nun Mart kutusu sayesinde oldu.

Dahaçok saçlarımı yumuşatan ürünleri tercih ettiğim için Pantene, benim severek kullandığım markaların başında geliyor. Bu nedenle köpük kremini de denemek için fırsatı kaçırmadım.


Denebunu kutusunda bana çıkan seyahat boyu (50 ml.) "Onarıcı ve Koruyucu Bakım" çeşidiydi. 

Tıpkı saç köpüğü kullanır gibi uyguluyorsunuzsaçınıza. Kullanım şeklinde avuç içinizi dolduracak kadar ürünü saç  diplerinden uçlarına kadar yedirmeniz ve bir süre bekledikten sonra yıkamanız belirtiliyor.


Ancak ben saç kremini diplere sürmeyi pek tercih etmediğimden, kulak hizasının biraz yukarısından itibaren uyguladım. Saçlarım ürünü hemen emdi ve kolayca durulandı.

Sonrasında saçlarımda hissettiğim yumuşaklığı sevdim. Zaten Pantene'i sevme nedenlerimin başında da bu geliyor.

Köpük krem benden onay alınca, büyük boyunu almak için hemen Watsons'a koştum. Normalde kaç çeşidi var bilmiyorum ama ben 3 çeşidini bulabildim:


- Saç Dökülmelerine Karşı Koruma (ince telli saçlar için)
- Onarıcı ve Koruyucu Bakım (çabuk yağlanan saçlar için)
- Aqua Light (çabuk yağlanan saçlar için)

"Saçlarım ince telli değil, çabuk yağlanma gibi bir problemim de yok" diyerek hangisini seçmek gerektiğini düşünürken sonunda AquaLight'a karar kıldım. Acaba kalın telli saçlar için olanı henüz piyasaya sürülmedi mi?

Uzun lafın kısası gerek sürüm kolaylığı, gerek saçımı yumuşatması gerekse güzel kokusu ile ben Pantene Durulanmayan Köpük Kremleri sevdim. Watsons'tan 10 TL'ye aldığım bu ürünü siz de denemek isterseniz kozmetik mağazaları ve çoğu marketlerde bulabilirsiniz. (Seyahat boyları da ayrıca satılıyor. Denemek için ideal)


Herkese iyi haftalar!

Film | Bizim Adımız Kriz (Our Brand Is Crisis)

22:28

"Bu işe ilk başladığımda kahramanlarım politikacılar ve liderlerdi. Ama sonra onlarla tanıştım."

Bu sözler Calamity Jane olarak da tanınan Amerikalı kampanya danışmanı Jane'e ait. Ülkesinde onlarca seçim kampanyası yönetmiş olan Jane, son seçimde ezeli rakibi Pat Candy'e kaybedince kendisini bu işlerden uzaklaşıp, çömlek yapmaya verir. Ta ki yeni bir kampanya teklifi gelinceye dek...

Başta teklif hiç de iç açıcı görünmez. Seçimler Bolivya'dadır, hakkında hiçbir şey bilmediği küçük bir Güney Amerika ülkesinde. Ayrıca kampanyasını yürüteceği aday araştırmalarda 4. sıradadır ve halk tarafından pek de sevilmemektedir. 

Tam bu teklife "hayır"diyeceği sırada, ilk sıradaki adayın strateji uzmanının Pat Candy olduğunu duyar. Onu bu kez alt etmeye karar veren Jane kendini biranda Bolivya'da bulur.

Ve bundan sonra seçim kampanyalarının nasıl yürütüldüğünü hem gülerek hem şaşırarak izlemeye başlarız. 

İyi aile babası rollerinden,  fakirlere yardım sözleri vermeye; son bakışı kamera ile tamamlanan ağlama seanslarından, "yenemiyorsan çamur at"  stratejilerine kadar politikanın o kirli yüzünü - yine yeni yeniden- görme fırsatı yakalıyoruz.

O ulu koltuğa oturabilmek için her yol mubah ne de olsa!

Politikaya ilgi duyuyorsanız ya da seçimlerin arka planında neler döndüğünü merak ediyorsanız "Bizim Adımız Kriz"baştan sona keyifle izleyeceğiniz bir film. Bolivya seçimlerini anlatan bir belgeselden uyarlanmış olan filmin yönetmen koltuğunda David Gordon Green oturuyor.

Ezeli rakipler Jane ve Candy'i Sandra Bullock ve Billy Bob Thornton canlandırıyorlar - ki özellikle Bullock bu rol için doğru bir seçim olmuş. Diğer rollerde ise Anthony Mackie, Joaquim de Almeida ve Ann Dows yer alıyor.

Kendi irademizle yaptığımızı sandığımız seçimlerimizin aslında sadece birer "algı yönetimi" olduğunu anlamak ve her seferinde yüzleşmek zorunda kaldığımız acı gerçeklikle filmin sonunda (yine) yüzleşmek bile bu filmi izlemeniz için yeterli sebepler.


Herkese iyi seyirler!


Dizi | Colony

18:31

Bilim-kurgu dizisi sevenler ilginç ve sürükleyici yeni bir dizi tavsiyem var: Colony
Amerika'da 2016 yılında gösterilmeye başlanmış olan dizinin 2 sezonu tamamlandı, 3. sezon için de onay alınmış durumda. Bu da dizinin reytinglerinin gayet iyi olduğunu gösteriyor.

Ben tamamen tesadüf eseri izlemeye başladım bu diziyi. İlk iki bölüm ardından "tamamdır" dedimve şu an 2. sezona başladım. İlk bölümden anladığım kadarıyla da ikinci sezon çok daha heyecanlı olacağa benzer.


Uzak bir gelecekte Amerika Los Angeles'tayız. Hep korkuyla beklenen uzaylı istilası gerçekleşmiş ve  artık dünyayı onlar yönetir hale gelmişler. Seçtikleri şehirlerin çevrelerini devasa boyuttaki duvarlarla örmüşler. Şehirden dışarı çıkmak özel izin olmadığı müddetçe hiçbir şekilde mümkün değil.


Uzaylıları dizini ilk bölümlerinde görmüyoruz, sadece uzay gemilerini ve sokakları sürekli takip eden tuhaf drone'larını görüyoruz. Kolonilerinin yönetimlerini ise kendilerinin seçtiği kişiler yönetiyor. Tamamern onların kurallarına göre davranan bir orduları var ki bunlara da kızıl bereliler deniyor.


Bazı aileler imtiyazlı ve "yeşil bölge" denilen özel, konforlu bir bölgede yaşıyorlar. Bunların çoğu yönetimde olan ya da yönetimle bir şekilde yakın olan aileleri kapsıyor. Halkın diğer kısmı ise tam anlamıyla kaderine terk edilmiş. Açlık, sefalet çok yüksek, ilaçlara ulaşmak mümkün değil. İnsanlar tamamen doğal seleksiyona bırakılmış durumda. 

Düzene karşı çıkanlar ise nerede olduğu bilnmeyen ama geri dönüşü olmayan "fabrika"ya gönderiliyorlar.


Dizinin ana karakteri eski bir ajan olan Will Bowman. Eşi ve 3 çocuğu ile mutlu mesut yaşarken, uzaylıların dünyayı istilasıyla tüm düzenleri altüst oluyor. O kargaşada oğullarından birini bulamıyorlar.

Gel zaman git zaman Bowman'ın yeteneklerinden faydalanmak isteyen yönetimse ona bir teklif getiriyor: "Bizimle çalışır, giderek sayıları artan isyancıları yakalamamıza yardım edersen oğlunu bulur ve sana teslim ederiz."


Bu fikir başta sıcak gelmese de aile sevgisi her şeyden ağır basıyor ve Bowman uzaylılar için çalışmaya başlıyor. İsyancıların lideri Geronimo'yu ararken Bowman, özgürlük savaşçılarının kendisine düşündüğünden çok daha yakın olduğunu fark edecektir.


Lost dizisinin yapımcılarından Carlton Cuse imzasını taşıyan dizinin başrollerinde  yine aynı diziden hatırlayacağınız Josh Holloway ve TWD'nin sevilmeyen kadını Sarah Wayne Callies, Peter Jacobson, Tory Kittles  yer alıyor. 

Hikayesi, giderek artan temposu ve efektleri ile "Colony"e özellikle bilim-kurgu sevenlerin şans tanımasını tavsiye ederim.



Herkese iyi seyirler!

Deborah Allık "46 Rosa Pesca"

12:32
Eğer bana sadece 1 tane makyaj malzemesi seç deseler söyleyeceğim "allık" olurdu. Yüzünüze başka hiçbir şey sürmeden, doğru tonda (ve hafif şekilde) uygulayacağınız bir allıkla son derece canlı ve sağlıklı bir görüntü yakalayabilirsiniz.

Şeftaliden kiremite pek çok allık tonu var ama benim allıkta en sevdiğim renk "pembe". Sanki daha doğal bir görünüm veriyor diye düşünüyorum. 

Özellikle güneşin bize daha sık gülümsemeye başladığı şu günlerde zaman pembe allıkların zamanıdır diyorum ve favori allıklarımdan birinden bahsetmek istiyorum size: Deborah Milano 



Bu marka ile tanışmama vesile olan allık 46 Rosa Pesca
Çantaya atmalık minik ambalajını sevdim. Ama buna aldanmayın çünkü sürekli kullanmama rağmen henüz dibini görmeye başladım diyebilirim.

Beyaz, buğday ya da esmer her tene yakışacak bir rengi var. Sürdüğünüz anda tatlı bir güneş pembeliği veriyor - ki bu benim bu allıkta en sevdiğim şey.




Son derece kalıcı. Benim cildim karma olmasına rağmen gün içinde çok az yenileme istiyor.
İçinde hafif ışıltılar var ama aklınıza sim  gibi bir şeyler gelmesin. Özellikle gün ışığında hoş bir yansıma yapan bir ışıltı diyebilirim.



Alt kısmında mini bir fırçası var. Genelde bu fırçaları kullanmayı tercih etmiyorum ama acil durumlar için gayet kullanışlı olmuş. Kapağı oldukça sağlam. Çantanızda açılma,dökülme gibi o çıldırtıcı durumları yaşamanız düşük olasılık.

Eğer hassas ya da alerjik bir cilde sahipseniz hemen ekleyeyim ürün hipoalerjenik.

Rengi ve yapısı itibariyle benim ilkbaharda kullanılmasını önerebileceğim bir ürün. Bronz tenden ziyade normal ciltte daha görünür duracaktır. (Yanlış hatırlamıyorsam 4 farklı rengi var)


Fotoğraflarda şeftali tonunda görünse de pembe rengi biraz daha yoğun aslında.

Yüzünüzde daha doğal ve sağlıklı bir görünüm sevenlerdenseniz Deborah standlarına bir uğrayın derim.
Blogger tarafından desteklenmektedir.