Featured

8/z/custom

Ve Pantone 2018'in Rengini Açıkladı!

09:47

Her yıl Aralık ayında bir sonraki seninin rengini belirleten Pantone, 2018'in rengini "Ultra Violet" olarak açıkladı.

Yaratıcılığı, vizyonu ve orijinalliği temsil eden bu renk için müzik ikonları Prince, David Bowie ve Jimi Hendrix'ten ilham alınmış.

Uzay çağının rengini de temsil eden Ultra Violet'yi günlük hayatımızda nasıl kullanabiliriz? Tam olarak bu renk olmasa da mor skalasında bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz?



Galiba bu rengi en rahat taşıyabileceğimiz yer ayakkabılar olacak. Şahsen ben bu renk bir stilettoya asla hayır demezdim. Siyah deri ceketle kombinleyeceğiniz bir bootie de nefis olur. 

Bacaklarıma güveniyorum diyenlere -tam da moda olan- diz üstü çizmeler, spor tarzımdan vazgeçemem diyenlere ise mor tonlarında bir Converse gayet uygun olur.


Bu tonlar en çok kazak ve monta yakışıyor sanırım. Ya da ofis için mor tonlarında bir hırka kurtarıcınız olabilir.

Akşam partileri için gayet kullanışlı bir renk, bu konuda seçenekleriniz çok fazla. Hem şık hem de dikkat çekici olmanız garanti!

Yok ben bu rengi kıyafetlerimde taşıyamam derseniz aksesuarlar hemen imdadınıza yetişiyor! 

Mesela ben şu zımbalı çantaya bayıldım. Ya da düz renk gömleğinizi bu renk bir fularla & kolyeyle renklendirebilirsiniz. Janis Joplin sevenler için zamanlama harika! Güneşli günlerle henüz vedalaşmamışken takın gözlüklerinizi, güneşin tadını çıkartın.

Bana göre bu renk için en risklisi makyaj kategorisi. 
Bu tonlarda bir makyaj benim için fazla cesur ama illa bir şey kullanmam gerekirse sanırım sadece mor rimel tercih ederdim.


Ve evleri de biraz hareketlendirmenin zamanı geldi. 
Özellikle krem rengi koltuklar için bu tonlardaki kırlentler harika olur. Ya da odanızı renklendiren hoş bir tabloya ne dersiniz?

Hiç olmadı güzel bir örtü atın sağa sola... Yılın rengini kullanmak için seçenek çok.




Peki siz "Ultra Violet" rengini sevdiniz mi?
Nasıl kullanmayı düşünürsünüz?

5 Dakika Müzik Molası 🎶

15:44

Ne zamandır bir müzik arası vermediğimi fark ettim. 

O zaman günün şanslısı da bu olsun:


Bu Aralar Hangi Dizileri İzliyorum - 📺

20:23

Dizi sezonun yakın zamanda açılmasıyla birlikte kendi takvimimizi oluşturmaya başladık. Bir yanda sezonlardır süren favori dizilerimiz bir yandan da yeni keşfettiklerimiz tam gaz devam!

Dizi izlemeyi çok seven biri olarak ben de fırsattan istifade bir "dizi güncesi" hazırlayayım dedim. Bu aralar neleri izliyorum ufak ufak notlar aldım. Sizlerin tavsiyeleri varsa üşenmeyin lütfen yazın yorum kısmına.

VIKINGS
Yeni sezonu "Vikings" severler olarak bekliyorduk - her ne kadar eskileri özleyeceğimizi bilsek de! (tamam tama spoiler yok!) Bu sezon Ragnar'ın acımasız oğlu Ivar'ın olacak deniyordu, öyle de oldu. Kendisin zekasını ve hırsını izlemeye başladık bile. Bu arada gerçekte de Ivar acımasızlığı ile bilinen biriymiş. Tahminim bu sezon daha fazla kan ve kılıç göreceğiz.

Bir de "Tudors"tan tanıdığımız pek bi datlu Jonathan Rhys Meyers diziye dahil oldu. Herkeslere duyurulur :)

THE WALKING DEAD
Daha önceki sezonlarda söyledikleri zaman kızıyordum ama bu sezon gerçekten biraz çıkmaza girdi sanki dizi. Tamam zaten tamamıyla bir aksiyon dizisi değil ama özellikle karşılıklı konuşmalarla doldu gitti ilk 2 bölüm. Hele o mıymıy Eugune off içimi baydı benim. 

Onun gibi sevmediğim 2 karakter daha var: Rahip Gabriel'le ve rastalı Ezekiel. Üçünü de verelim Negan'a gitsin 💀

Çİ
Fi'den sonra tam gaz Çi'ye devam ediyoruz. Kitaplarını keyfile okumuştum. Diziyi de çok başarılı buluyorum. Kadro harika zaten diyecek bir şey yok!

Bu diziyle ilgili tek eleştirim bölüm aralarının fazla olması. Bazen her hafta yayınlıyorlar bazen 2 hafta ara veriyorlar. Bir rutine oturtmaları lazım bu işi...

DAMAGES
Yine bir avukat dizisi geldi buldu beni. Suits dizisindeki Harvey Specter'a uyanık diyen ben Glenn Close'un oynadığı Patty Hewes karakterini görünce tüm söylediklerimi geri aldım. İnsanın böyle bir avukatı olursa dünyayı fetheder. Her türlü üçkağıt mevcut o derece!

Bu diziyle ilgili ayrıntılı bir yazı hazırlamam lazım.

THIS IS US
İkinci sezonunu yarıladığım bu diziyi çok seviyorum. Çok başarılı bir drama. Bir oyuncunun (Sterling K.Brown) Emmy ödülü aldığı bir diğerinin de (Milo Ventimiglia) adaylıkta kaldığı "This Is Us" gerçek hayatı yansıtan bir konuya sahip. 

Daha ayrıntılı okumak isterseniz "This Is Us" yazıma göz atabilirsiniz.

UFAK TEFEK CİNAYETLER
Biraz "Desperate Housewives" biraz "Big Little Lies" derken giriverdi hayatımıza "Ufak Tefek Cinayetler". Her salı akşamı bizi ekrana kilitlerken gülümseyen yüzlerin arkasındaki acımasızlığı, mutlu gözüken yaşamlardaki sahteliği, iyi olarak kalabilmek için ödenmesi gereken bedelleri çok güzel anlattı bize.

Merak duygumuzu körükleyen bir hikaye, birbirinden lüks evler, her bölümde bir yanını daha keşfettiğimiz 4 kadın ve onların kesişen hikayeleri... Son yılların en başarılı yerli yapımlardan biri. 

KEVIN CAN WAIT
İşte benim kafa dağıtma dizilerimden biri. Kevin James'i oldum olası çok severim. "The King of Queens" dizisini keyifle izlemiştim. İşte "Kevin Can Wait"  de hemen hemen aynı formatta olan bir dizi. 

İlk sezonda Erinn Hayes'le partner olan James'e 2.sezonda Leah Remini eşlik etmeye başladı. Biz Queens-severler için de hoş bir sürpriz oldu. Her bölümü 20 dakika süren hap gibi bir dizi.

REBECKA MARTINSSON
Ve yeni başladığım bir İsveç dizisi... 
Kar, soğuk ve bir cinayet konumuz bu. Hikayemizin kahramanı da çocukluk kasabasına bu üzücü olay yüzünden dönmek zorunda kalan Rebecka. Olayın iç yüzünü araştırmaya başladıkça, çocukluk arkadaşlarının kendisine olan tavırlarındaki değişikliklerin farkına varıyor.

Henüz 3. bölümdeyim. Biraz ağır ilerlese de sardı beni.

FOREVER
Ve bu da sevgili Semih Keçecioğlu'nun tavsiyesi. Konusu ilgimi çekince hemen başladım, ilk bölümü keyifle izledim.

2014 yılında yayınlanan ama maalesef tek bir sezonda kalan "Forever" da ölümsüz Henry Morgan'ın eşsiz tecrübeleriyle cinayetleri çözmesi konu ediliyor. O da 3 saniyede akşam ne yediğinizden, favori çikolatanıza kadar her detayı söyleyebiliyor :p "Sherlock"un -170 yıl- daha tecrübelisi  diyebiliriz Henry için.

⛄ ⛄

Bu aralar izlediğim diziler bunlar.
Peki siz hangi dizileri takip ediyorsunuz?

Kardan Adam & Tarçınlı Kahve

11:17

Eski First Lady Carla Bruni Durdurulamıyor!

16:45

Bazılarımız için bir zamanların en ünlü top modellerinden biriydi Carla Bruni ama pek çok kişi onu Fransa'nın eski cumhurbaşkanı Sarkozy ile yaptığı evlilikten hatırlar. Ee top model - siyasetçi ilişkisi kadar ilgi çekici ne olabilir?

Ancak kendisinin bundan maharetleri bunlarla sınırlı değil. 2002 yılından beri durup dinlenmeden ilerlemeye çabalıyor müzik dünyasında. İlk albümü "Quelqu'un M'a Dit" ile kendisine bir hayran kitlesi yarattığı bir gerçek. Şahsına münhasır o isli ses tonuyla Fransızca şarkılara hayat verirken özellikle albümle aynı adı taşıyan şarkısı pek bir sevildi.

2007 yılında Yeats'ten Dickinson'a,19 ve 20 yy. klasik İngiliz ve Amerikan şiirlerini müziğe döktü. Sanırım kariyerindeki en cesur adımı da buydu. 2008'deki  "Comme Si De Rien N'etatit" albümünü 2013 yılındaki "Little French Songs" takip etti.
Ve 4 yıl aradan sonra Bruni yine İngilizce albümle karşımızda. Üstelik oldukça da cesur! Çünkü yıllardır sevdiğimiz, dinlediğimiz popüler şarkıları seslendiriyor. Aralarında Depeche Mode'un "Enjoy The Silence"i da var, Lou Reed'in "Perfect Day"i ya da AC/DC'nin "Highway To Hell"i de...

Kimi şarkıları o kısık ses tonuna yakıştırdığımı söyleyebilirim - "Crazy" ya da "Moon River" gibi... Ama bazı şarkılara "hiç elini atmasaymış keşke" dedim. Mesela "Enjoy The Silence" ve "Perfect Day"i dinlemek gerçekten ama gerçekten çok zor!

AC/DC uyarlamasını ise değişik buldum ama kulakların alışması zaman alacak eminim. 
"French Touch" şarkı listesi

13 Aralık'ta İstanbul'da bir konser vermeye hazırlanan eski First Lady, bunun için Hürriyet gazetesinden Onur Baştürk'e de bir röportaj vermiş. Albümdeki şarkıların çoğunun gençlik yıllarında dinlediği ve sevdiği parçalar olduğunu söylemiş. 

Merak edenlere de ufak bir bilgi:
Eşi Sarkozy'nin albümdeki favori şarkısı "The Winner Takes It All'  imiş.

Film Yorum | Mucize (Wonder)

19:17

Astrologlar bas bas bağırıyorlar bu haftaya dikkat diye! 
Merkür geri giderken ve ters açı yapan bazı gezegenler vs. vs. yüzünden hepimiz normalden bir miktar daha gergin, huzursuz ve mutsuz olacakmışız. Bu nedenle biraz daha sakin ve sabırlı kalmak iyi fikir.

Peki niye böyle bir giriş yaptım? Çünkü haftaya gülümseyerek başlamanın en güzel yollarından biri sevgi dolu bu filmi izlemek olabilir. Sizi hüzünlendirecek ufak 1-2 sahnesi olsa da filmden yüzünüzde kocaman bir gülümseme ile ayrılacağınıza garanti verebilirim.
Auggie "farklı" bir çocuk. Yapısal bir farklılıktan dolayı yüzünde bazı anomalilerle dünyaya gelmiş. Küçükken çok farkında olmasa da yaşı ilerledikçe çevrenin bakışlarından kendini korumanın bir yolunu bulmuş: Bir astronot başlığı 👨‍🚀
Okulun ilk gününe kadar taktığı bu başlığı, o kapıdan girerken geride bırakıyor. Kafasında onlarca soru ve küçük yüreğinde taşıdığı ağır korkularla...

Annesi, babası ve ablası Auggie'ye her zaman destek olsalar da, onun savaşı okulun ilk günü başlıyor. "Bana nasıl bakacaklar?", "Benimle arkadaş olacaklar mı?", "Beni sevecekler mi?" sorularının cevaplarını da işte  bu cesur mücadele sonrası öğreniyor minik Auggie.
Filmin uyarlandığı R.J.Palacio'nun "Mucize" isimli kitabını ayıla bayıla okumuş ve merakla beklemeye başlamıştım. 

Hani çoğu kitabın beyaz perde uyarlamasında aynı tadı almayız ya, açıkçası ben filmi de en az kitap kadar çok sevdim. Sanırım bunda Auggie'yi oynayan Jacob Trembley'in rolü büyük. Çok tatlı, çok doğru bir seçim olmuş. 
Film d, tıpkı kitap gibi bölümlere ayrılmış. İlk bölümde Auggie'nin hikayesini dinlemeye başlıyoruz, sonra kız kardeşi, ablası gibi Auggie'nin çevresindekileri yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz.

Yönetmenliğini Stephen Chbosky'nin yaptığı filmin kadrosunda ayrıca Julia Roberts, Owen Wilson, Izabela Vidovic, Mandy Patinkin ve Daveed Diggs yer alıyor.
"Mucize" küçücük bir yüreğin dünyalara sığmayan o büyük mücadelesini en umut verici şekilde anlatıyor. Farklılıkların değil, insanların sahip oldukları ön yargıların can yaktığını hatırlatıyor bizlere.

Gidin ve bu filmi izleyin. "Mucize"lerin gerçek olabileceğine kendi gözlerinizle tanık olun.


📽️ Kısa... Kısa... Kısa...📽️

18:11
Testere 8: Jigsaw Efsanesi (Jigsaw)
John Kramer efsanesi hala bitmedi, bitmiyor. Serinin 8. filminde de Testere'nin akla hayale gelmez planlarını izlemeye devam ediyoruz. Biraz araba, biraz kova, biraz tahıl ambarı derken bir bakmışız film bitmiş. Bence artık yapımcılar da severek ayrılmalı bu seriden.

Sarışın Bomba (Atomic Blonde)
Sanırım adı yüzünden çok geç izlediğim bir film oldu "Sarışın Bomba". Yorumlarda John Wick'in dişi versiyonu adeta demişlerdi, doğru demişler. İzlerken keyif aldığım bir film oldu. 80'li yıllar hem görsellik olarak hem de müziklerle çok güzel vurgulanmış. James McAvoy'u o çirkin kıyafetler içinde izlemek istemezdim :( 

Theron güzel casus karakterinin hakkını vermiş. Özellikle dövüş sahnelerinde çok iyi, zaten aylarca ders almış ama hakkını vermiş. Hikayedeki hedef şaşırtmalar da güzel olmuş. Özellikle 7 dakika süren merdivendeki dövüş sahnesiyle anılan film aksiyon-severleri mutlu edecek. Tek sevmediğim Theron'un biraz fazla rol kesmesi oldu, o kadar!

Beatriz At Dinner
Çok güzel başlayan ama sonunu aynı güzellikle getiremeyen bir film. 
Bir yemek masası etrafında toplanan 2 farklı sınıf arasındaki o gerilim çok güzel verilmiş. Sınıf farkı, adaletsiz gelir dağılımı, doğa katliamı bir potada eritilmeye çalışılmış, araya bir de cinayet eklenmiş. Film boyunca John Lithgow'a sinri olduğumu belirteyim, o kadar güzel oynamış.


Home Again
Hollywood'a ünlü olmaya gelen 3 sinemasevere kapılarını açan bir kadının hikayesi. Küçük kızıyla yaşayan olgun anne kıvamındaki Reese Witherspoon, bir gecelik başlayan bu ilişkinin ev sahibi-kiracı ilişkisiyle devam edeceğini bilemezdi herhalde. Kendi halinde, ara ara güldüren vasat altı bir film.

Ölüm Günün Kutlu Olsun (Happy Death Day)
Yine bir zaman döngüsü filmi. Bu kez filmimizin kahramanı Tree öldürüldüğü günü defalarca yaşamak zorunda kalır. Gözlerini her gün aynı sabaha açan genç kadın kim tarafından öldürüldüğünü bulmak ve bu acı kaderinden kaçmak için mücadeleye başlar.

Aslında daha sıkıcı bekliyordum bu filmi. Ama tekrara girmeyen, sonunu da merak ettiren bir film oldu. 

Soygun (Good Time)
Bir gün bir Robert Pattison filmini tavsiye edeceğimi hiç düşünmezdim. Ama işte o gün bu günmüş. Vampir Pattison'ın "rol de yapabiliyorum aslında" dediği bir film olmuş "Soygun"

Zihinsel engelli kardeşi Nick ile bir banka soygunu gerçekleştiren - ya da gerçekleştirmeye çalışan- Connie Nikas'ın bir çırpıda izlenen macerası anlatılıyor. Fazla spoiler vermeyeyim ama  engelli kardeşini canlandıran ve aynı zamanda filmin yönetmenlerinden de biri olan Benny Safdie oyunculuğuyla öne çıkıyor. 


İyi seyirler!

Film Yorum | Osama

13:46

Ortadoğu'ya ait hikayeleri izledikçe "bu topraklar acının anavatanı" fikrim derinleşiyor. Kadın, çocuk demeden milyonlarca masum insanın yaşamak zorunda kaldıkları  acıları, mücadeleleri izledikçe "neden?" sorusunu daha çok soruyorum. 

Tek suçları o coğrafyada doğmak olan bu insanların, din ya da para için yapılan bunca günahın bedelini çekmez zorunda kalmaları haksızlık değil mi?


Ortadoğu'nun gözyaşı ile yoğrulmuş hikayeleri -bu mücadeleler devam ettikçe- hiç bitmeyecek. Bizse çoğu zaman bir ekranın, perdenin karşısında sessizce izleyeceğiz.

İşte "Osama" da 2003 yılında çekilmiş, Taliban rejimi altında ezildikçe ezilen çaresiz kadınların hikayesi. 


Acımasızlığın ve zorbalığın "din" kisvesi altında dayatıldığı bu zamanlarda en büyük acıları yine kadınlar çekiyor. Yanında eşi, kardeşi, erkek çocuğu olmadan bir kadının dışarı çıkması bile yasak, bırakın günlük hayatını sürdürmeyi.

Eğer size bakacak bir erkeğiniz yoksa Taliban sizi ölüme terkediyor. Daha sokakta bile yürüyemezken çalışıp ekmek parası kazanmanız mümkün değil. 

Kesilen saçını saksıya eken minik Osama

İşte "Osama" annesi ve anneannesi ile birlikte yaşayan küçük bir kızın hikayesi... Evin erkekleri savaşta ölmüş. Kadınların çalışması da yasak olduğundan erzakları tükenmek üzere. Geriye tek bir çözüm kalıyor: O da minik kızı erkek kılığına sokmak

Bir gece saçlarını kesiyorlar, erkek kıyafetleri giydiriyorlar ve adına "Osama" diyorlar. Artık erkeklerle dolu bir dünyada kimliğini belli etmeden -cezası korkunç çünkü- yaşamak ve ailesine bakmak zorunda.


Yıllarca yaşanan bir gerçekliği tüm acımasızlığı ile anlatan bir film "Osama"
Yönetmenliğini ve senaristliğini Siddiq Barmak'ın yaptığı filmde başrollerde Marina Golbahari, Arif Herati, Zubaida Sahar, Mohamad Nader Khadjeh ve Mohamad Haref Harati yer alıyor. 

Osama'yı canlandıran minik Marina Golbahari'nin de film gibi bir hikayesi var asllında: Marina 13 yaşında Afganistan sokaklarında dilenirken keşfedilmiş. Ve bu filmden kazandığı parayla ailesine bir ev almış.

Cannes "Camera D'or" ve Altın Küre gibi pek çok ödül kazanan "Osama" mutlaka izlemeniz gereken filmlerden biri.


Dizi Yorum | The Sinner

14:02

Ne zamandır aklımdaydı Jessica Biel'ın yeni dizisi "The Sinner" hakkında yazmak. Toplam 8 bölümden oluşan ve IMDB'den de 8.1 gibi oldukça yüksek bir puan alan diziyi bir çırpıda izleyiverdim. Zaten mini dizilerin en güzel yanı da bu. Aylarca, yıllarca beklemeden hikayenin sonunu öğrenmek :)


Dizi mutlu bir evliliği, dünya tatlısı bir çocuğu olan genç, güzel Cora Tannetti'nin ilginç hikayesini anlatıyor.

Hemen herkesin istediği hayatı yaşayan Cora'nın -ve ailesinin- mutlulukları vahşi bir olayla bir anda karanlığa gömülür.


Olaydan sorumlu tutulan Cora önceleri suçunu itiraf etse de, dava süresince kendisiyle yakından ilgilenen polis memuru Harry'nin çabalarıyla olayın başka sebepleri olduğunu keşfetmeye başlar. Hafızasından silinen her şey ortaya çıkmak için beklemektedir.


Çevresindeki herkesin dışladığı Tannetti ailesi bu baskılara direnmeye çalışırken, Cora'nın eşi Mason bir gün bile eşini desteklemekten vazgeçmez.


Eşi Mason'ın ve özellikle Harry'nin uzun araştırmaları ile bu yaşanan trajik olayın düğümleri ilmek ilmek çözülmeye başlar.

Bu olaya sebep olan nedenler, kişiler, çocukluk travmaları, Cora'nın psikolojisi vs.  her şey Harry'nin kişisel çabaları sonucu aydınlanmaya başlar. Ve çıkan sonuç sadece polisleri değil Cora'nın kendisini bile şaşırtacaktır.


"The Sinner" her bölümü ile kendini izlettiren bir dizi. Olay ağı, birbirleriyle bağlantıları ve özellikle psikolojik çözümlemeler bu tarz dizileri sevenlerin çok hoşuna gidecek.

Jessica Biel rahatsız edici Cora rolünde başarılı ama dizinin yıldızı kesinlikle Harry'i canlandıran Bill Pullman. 


Jessica Biel ve Bill Pullman'ın yanı sıra dizide Christopher Abbot, Jacob Pitts, Danielle Burgess ve Nadia Alexander rol alıyor.

 Yavaş ilerleyen ama gizem öğesiyle izleyicinin merak duygusunu ateşleyen dizileri seviyorsanız "The Sinner" sizden geçer not alacak. Aksi takdirde bu dizinin havasını biraz fazla gri ve ağır bulmanız olası.


Rus Kadın Askerlerin Cesaret Dolu Hikayesi | Tabur "Batalon"

21:16

Geçen akşam tesadüf eseri izlediğim "Tabur"dan bu kadar etkileneceğimi tahmin etmezdim. 

Her ülkenin kahramanlık hikayeleri özeldir, değerlidir. Bu film de 1. Dünya Savaşı sırasında Almanlarla savaşmak için gönüllü olarak askere yazılan ve bununla da yetinmeyip en ön cephelerde sıcak savaşa giren Rus kadınlarının hikayesini anlatıyor.
Sene 1917... Savaş tüm hızıyla sürüyor. Fransa'da özgürlük çığlıkları atılıyor. Rusya'da ise Bolşevikler "barış" için yaptıkları çağrıları artırmışlar. Bir de cephedeki Alman askerlerinin savaştıkları Rusları bol içki ile etki altına almalarını hesaba katarsak Rusya için sonucu şimdiden belli bir mücadele verilmekte!
Bu duruma seyirci kalmak istemeyen Rus komutanlar, cephedeki askere moral vermek - ve tabii onları biraz da gaza getirmek için - bir "kadın taburu" oluşturmaya karar veriyorlar. Olurdu olmazdı tartışmasından sonra bu duyuru yapılıyor ve her kesimden Rus kadını bu tabura gönüllü olarak kaydolmaya koşuyorlar.
Bu taburda sınıfsal ayrım yok; general kızı da var, düşesler de, ev hizmetlileri de... Hepsi aynı amaç için gönüllü olmuşlar ve tek istedikleri ülkeleri için savaşmak.

Maria Bochkareva komutanlığında sıkı bir eğitime başlayan kadınlar, en üst kademedekileri bile şaşırtacak denli büyük bir başarıyla tamamlarlar eğitimlerini. Sonrasında ise bu kadınları zor ama gurur dolu bir mücadele beklemektedir.
Savaşın o sert atmosferi ile kadınların naif yaradılışları bu kadar güzel anlatılabilirdi. Her bir oyuncu rol yapmıyor sanki gerçekten o karakterlerin içinde yaşıyor gibiler. Özellikle komutan Bochkareva'yı canlandıran Maria Aranova müthiş bir oyunculuk sergiliyor.

İlk bölümün biraz daha duygusal olduğu "Tabur" ikinci bölümde ise tam birsavaş filmine dönüşüyor. Çatışma sahneleri, siper içinde geçen bölümler çok etkileyici. Ama benim gözlerimi dolduran taburun karargah önünde - bir nedenle??- saatlerce nöbet tuttuğu sahne oldu. 
Yönetmenliğini Dmitriy Meskhiev'in yaptığı filmde baş rolleri ise Mariya Aronova, Lesya Andreeva, Mariya Antonova, Nikolay Auzin, Marat Basharov ve Margarita Bychkova paylaşıyor. Filmin sonunda ise gerçek kahramanlarla tanışıyoruz ve bu ilk kadın taburu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi sahibi oluyoruz.

IMDB'den 6.5 gibi ortalama bir puan alan "Tabur" bence bundan çok daha fazlasını hak ediyor. 


İyi seyirler!

Kitap Yorum | Miyav! (Gilles Legardinier)

14:09

Öncelikle bu kitapların pazarlama stratejilerini hazırlayan arkadaşları tebrik ederim. Birbirinden tatlı 2 kediyle süslenmiş bu kapakları görüp merak etmeyen olabilir mi? İster istemez keyifli ve eğlenceli bir kitap okuyacağınıza dair bir fikir oluşuyor zihninizde. Ve tabii hikayede yer alan minnoş kediler de...

Evet kapakları gibi eğlenceli romanlar ve evet hikayenin içinde kedilerle ilgili kısa kısımlar var. Ama kapaklar sizi yanıltmasın kedişlerimiz misafir oyuncu kıvamında...


Kaynak
Ben ilk olarak "Miyav!Yarın Yeni Bir Hayata Başlıyorum"u okudum. Hikayemizin kahramanı Julie adında genç, güzel ve biraz da şapşik bir kız. Bir bankada çalışmakta ve yaptığı işi hiç sevmemekte. Sıkıntılı ve renksiz hayatı üst kata yakışıklı bir kiracının taşınması ile değişmeye başlıyor. 

Julie için üst kat komşusu Rick giderek bir saplantı haline gelmeye başlıyor. Onu bir anlığına görebilmek için saatlerce anahtar deliğinden gözetlemeler, merdivenden çıkanları dinlemeler vs. vs. Ama bir gün merakına yenilip Rick'in posta kutusunu karıştırırken tatlı Julie'nin eli kutuya sıkışıyor. Ve tam o sırada da apartman kapısı açılıyor. Gelen kim dersiniz? Bingo! 
Ric karşısında merak dolu gözlerle durmakta!!! 

Miyav! Yarın Yeni Bir Hayata Başlıyorum  
Orj. Adı: Demain J'arrete!
Çeviri: Hakan Tansel
Pegasus Yayınları, 368 sayfa


Kaynak
Diğer kitabımız ise "Miyav! Kafayı Mı Yediniz Siz?". O da ilki kadar eğlenceli bir hikayeye sahip. Bu sefer biraz "Ferrarisini Satan Bilge" tarzında ama...

Andrew Blake orta yaşlarını süren, zengin, başarılı bir iş adamı. Eşini kaybettikten sonra duygusal anlamda büyük bir çöküş yaşamış. Bu kaybın sonrasında kızı ile arasına mesafe girince kendini işe vermiş biri. Ancak hayatının bu döneminde istediğinin böyle bir yaşam olmadığını fark ediyor. Şirketini güvendiği asistanına bırakarak yepyeni bir yaşama başlıyor.

Artık Andrew Fransa'da bir şatonun yeni uşağı... Önceleri bu yeni yaşama -ve tabii kurallara- uymakta zorlansa da şatonun sakinlerini keşfettikçe Andrew için yeni bir dünyanın kapıları aralanmaya başlıyor.

Miyav! Kafayı Mı Yediniz Siz?
Orj. Adı: Completement Crame!
Çeviri: Hakan Tansel
Pegasus Yayınları, 352 sayfa



Benim bu kitaplarla tanıştığım yazar Gilles Legardinier'in eğlenceli bir yazım tarzı olduğu kesin. 2 kitap da okurken sizi gülümsetecek ve kimi zaman şaşırtacak. Özellikle kafa dağıtmak için okuyacak bir şeyler arayışındaysanız her iki kitabı da rahatlıkla önerebilirim.


Keyifli okumalar!
Blogger tarafından desteklenmektedir.