Kylie Minogue "Christmas"

11:55



Kulaklara bayram "The Abbey Road Sessions" çalışmasından sonra Miss Minogue da yılbaşı albümü çıkaranlar kervanına katıldı.

Çevresindekilerin baskısına dayanamayıp, torunlarına miras böyle bir albüm çıkardığını itiraf eden sanatçı, kendisinden yeni albüm bekleyen hayranlarının ağzına da bir parmak bal çalmış oldu böylece...


Film Yorum | Incendies (İçimdeki Yangın)

22:43

Yakın zamanda izlediğim "Geliş"in (Arrival) etkisini üzerimden henüz atamamışken, filmin yönetmeni Denis Villeneuve'nin filmlerini izlemediğimi fark edip, daldım Villeneuve filmografisine. Ve bırakın 1 günü, en az 1 hafta etkisinden çıkılmayan bir filmi "İçimdeki Yangın"ı (Incendies) bugüne kadar nasıl olup da izlemediğime hayıflandım. 

Bu öyle bir film ki, gerçek anlamıyla kalbimizde, beyninizde bir iz bırakacak. Ve muhtemelen filmin sonunda siz de benim gibi dakikalarca ekrana bakıp dururken bulacaksınız kendinizi...



Hikayemiz  Kanada'da başlıyor ve Ortadoğu'nun karanlık dehlizlerine götürüyor bizi. Kanada'da ikiz kardeşler Jeanne ve Simon Marwan, anneleri Nawal Marwan'ın vasiyetinde kendilerinden kayıp babaları ve erkek kardeşini bulmalarını istediğini öğrenirler. Anneleri onları buldukları zaman açılmak üzere mektuplar hazırlamış, izlerini takip etmeleri için kendilerine bazı fotoğraflar bırakmıştır.



İki kardeş annelerinin son isteğini yerine getirmek üzere yola çıkar ve köklerine dönerler. Ortadoğu'da bulunan bu ülkeye siz ister Filistin deyin ister Lübnan (yönetmen hayali şehir isimleri kullanmayı tercih etmiş) fark etmez. Çünkü tüm Ortadoğu'nun kaderi kan ve gözyaşıyla yazılmıştır ne de olsa.

Aslında babaları ve kardeşlerini ararken asıl bulduklarının anneleri Nawal olduğunu keşfederler. Annelerinin kendilerine hiç anlatmadığı gizli bir geçmişi vardır, her yerinden acı fışkıran. İşte onunla yüzleşmek çok ama çok zor olur.

Asla Unutamayacağınız Bir Film

Filmin büyüsünün azıcık da olsa kaçmaması için sanırım daha fazla hiçbir şey yazamazdım. Uzun süre unutmayacağınız, midenize oturacak pek çok sahneyle başbaşa bırakacak bu film sizi. Kimi zaman bir çığlık olacaksınız, kimi zaman bir çocuğunun kocaman gözlerindeki çaresizliği göreceksiniz kimi zaman da anne denilen o yüce varlığın sonsuz bağışlayıcılığı karşısında nefessiz kalacaksınız. Ve kafanızın içinde yankılanıp duracak "1+1=1 eder mi?"



Lübnan'lı yazar Wajdi Mouwad'ın hikayesinden yönetmen Denis Villeneuve tarafından beyazperdeye uyarlanan film 2011 yılında "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında Oscar adayı olmuş ve ödülü "In A Better World" filmine kaptırmış.

Nawal Marwan'ı canlandıran Lubna Azabal öylesine büyük bir oyunculuk sergiliyor ki hayran olmamak imkansız. Tabii ki bu oyunculuk gösterisinin karşısında diğer oyuncular Melissa Desormeaux-Poulin, Maxim Gaudette, Andelghafour Elzaaziz biraz gölgede kalıyor.



Yönetmenin- benim de en sevdiğim gruplardan biri olan- Radiohead'in parçalarını kullanması da filmin etkisini on yüz bin kat artırmış.

2 saat 20 dakika gibi uzun bir film olmasına rağmen özellikle ikinci yarı akıp gidiyor. "Coğrafya kaderdir" sözünü bir kez daha kanıtlayan "İçimdeki Yangın" uzun süre unutamayacağınız bir hikaye anlatacak size...






#ProjectPan'da Ne Durumdayım?

22:53

Bitmiyor... Bitemiyor.
Ne zamanki elimde olan ürünleri bitirme projesine başladım, ne kadar fazla ve gereksiz ürün almış olduğumu -apaçık- gördüm. Tamam cilt bakım ürünleri, nemlendiriciler vs. çabuk bitiyor ama özellikle makyaj ürünlerinin dibini görmek çok zor.

Bu sefer de en çabuk bitirdiğim Clinique Moisture Surge oldu. Cildime iyi geldiğini, iyi bir nem takviyesi yaptığını düşünüyorum.

MUFE Ultra HD fondöten de bitenlerden...İnce yapısını sevdim. Fondötenlerde yoğunluk ve kapatıcılık aramıyorum, sadece cilt tonumu eşitlesin yeter. Bu nedenle bundan sonra renkli nemlendiricilere yönelmeyi planlıyorum.

Bir diğer biten ürün Nars'ın Madrague'i oldu. Sadece açık rengi kalmıştı, onu da günlük kullanımda tükettim. Elimin sürekli gittiği farlardan biriydi. Zaten farda genelde klasik renkler kullanan biriyim. Bir blog satışından aldığım, ismini hatırlamadığım ama renklerine bayıldığım bu far paletinin de en açık rengini bitirdim. Çoook severek kullandım bu paleti. Hem renkleri hem pigmentasyonu 10 numeroo

H&M Bronzer'ı da gölgeleme için kullandığım ürünlerdendi. Dibini gördükten sonra bitirmesi zor olmadı. H&M'in makyaj ürünlerini seviyorum.

Ve son bitirdiğim ürün ELF Spotlight All Over Color Stick oldu. Hafif aydınlık vermek için kullandığım ve bitirmeye çalıştığım bu ürün hala satılıyor mu bilmiyorum ama benim gibi yağlıya dönük ciltler için birazcık dikkatli kullanılması gereken bir ürün. Bazsız hayal bile edemiyorum bende nasıl duracağını gerisini siz düşünün. Bu arada bu aralar gözümü ELF'in aydınlatıcılarına diktim.




Sizce de nefis gözükmüyorlar mı?



Evet son hızla #projectpan etkinliğimiz devam ediyor. 
Katılan herkese kolay gelsin :)





Evde Kuaför Fönü İsteyenlere Fön Makinesi Tavsiyesi

23:05
Çoğumuz bir ürün almadan önce ufak çaplı bir araştırma yaparız. Çevremize sorarız, almak istediğimiz ürünü kullananlar ne düşünüyorlar, memnun kalmışlar mı vs. pek çok sorumuza cevap ararız. 


Ben de bloğumda arada, kullandığım ve memnun kaldığım (ya da kalmadığım) kozmetik dışı ürünleri yazmaya karar verdim. Yazmak istediğim ilk ürün ise 2 yıldır kullandığım ve çok memnun kaldığım Etap fön makinesi oldu.

Kuaför fönüne bayılıyor ve neden ben yaptığımda böyle durmuyor diyorsanız öncelikle dikkat etmeniz 1-2 konu var.

Öncelikle evde genelde amacı sadece saçı kurutmak olan, düşük güce sahip saç kurutma makineleri oluyor. Bu makinelerin saç şekillendirmek gibi bir işlevleri yok. Bunun için uğraşmanız halinde -eğer saçlarınız çok düz değilse - kabarmış ve tüy tüy saçlarla karşılaşmanız olası. Sizin ihtiyacınız olan güçlü bir motora sahip fön makinesi.

Etap 3200S zaten profesyonel fön makinesi olarak geçiyor çünkü 2400W motor gücüne sahip. Rahatlıkla her yerde kullanabilmeniz için uzun bir kordona sahip. Fön başlığı aparatı ile gönderiliyor, şekillendirme işlemini bu aparatı takarak yapıyorsunuz. 
3 farklı ısı ayarı - soğuk, ılık ve sıcak- var. Kuruturken ılık, şekillendirmede sıcak ayarı tercih ediyorum. Soğuk ne işe yarıyor derseniz, saçınızı şekillendirdikten sonra kullanarak daha çabuk sabitlenmesini ve parlamasını sağlıyorsunuz. Bu arada sıcağı gerçekten çok kuvvetli. Kullanırken dikkatli olmakta fayda var, saçlarınızı yakabilirsiniz.

2 farklı hız ayarına sahip. Saçınız düz ya da düze yakın dalgalı ise 1. ayar işinizi görür. Ama benim saçım kalın telli olduğundan şekillendirmede 2. ayarı tercih ediyorum.

Yukarıda da dediğim gibi kalın telli saçlara sahip olmama rağmen saçlarımı en fazla 10 dakikada şekillendirebiliyorum. Emin olun kuaför fönünden farkı yok! Fön çekmeye alışık değilseniz üzülmeyin zamanla daha hızlı ve pratik oluyorsunuz.

Gelelim bu ürünün tek kötü özelliğine. Gerçekten ağır. 540 gr. yazılmış ağırlığına ama kimi zaman elinizin yorulduğunu hissediyorsunuz. Çok önemli mi derseniz, ürünün tüm bu harika özellikleri yanında devede kulak derim.

Etap 3200S'yi internette pek çok yerde bulabiliriniz. Fiyat aralığı 80 - 100 TL arasında değişiyor. (Ben 80 TL'ye almıştım.) Bence bu performans için inanılmaz uygun bir fiyat. 
Peki fön fırçası olarak ne kullanıyorum? 
Hemen söyleyeyim, yaklaşık 6 aydır Rossman mağazasından aldığım For Your Beauty fırçasını kullanıyorum, çok da memnunum.

Fön çekerken kullandığınız fırçanın saçınızı gergin ve düz tutması önemli. Bu fırça saçınızı hemen kavrıyor.. Hafif olduğu için kullanmanız da çok kolay.

Fön için saç fırçasının önemini es geçmeyin ve kesinlikle kaliteli bir fırça kullanın. (Isıya karşı koruyucu sprey kullanmayı da sakın ihmal etmeyin!)

Eğer yakın zamanda almayı düşündüğünüz bir ürünse en yakın Rossman mağazasına uğrayın derim.

Film Yorum | Denizde Dehşet (In The Deep)

23:15

Köpekbalığı severler toplanın!!

"The Shallows"da(Sığ Sular) denizin üstünde bir köpekbalığından kurtulma mücadelesi izledik. "Bu beni kesmez, heyecan daha fazla heyecan arıyorum" diyenleri bu sefer denizin altına alalım. "Denizde Dehşet" (In The Deep) ya da diğer adıyla "47 Meters Down" bu sefer bizi okyanusun karanlık sularında nefessiz bırakmaya kararlı!



Yine Meksika sularındayız. Bu kez kahramanlarımız kendileriniz maceraya vurmuş 2 kız kardeş Lisa ve Kate... Tatil sırasında tanıştıkları erkek arkadaşlarının da gaz vermesiyle köpekbalığı dalışı yapmaya karar verirler. Önce beyler dalış yapar "Her şey süper, harika. Kızlar haydi haydiii" laflarıyla kızlar girerler dalış yapacakları kafese.



Kaptan suya dalmadan önce onlara hayati uyarıyı yapar: "Kısıtlı oksijeniniz var, dikkatli kullanın"

Bunu cümle söylendiğine göre maceramız birazdan başlıyor diye iyice gömülürüz biz de koltuklarımıza. Ve deriiiin bir nefes alıp dalarız okyanusun karanlık sularına kızlarımızla birlikte.



Kafesin içinde her şey keyifli. Geçip giden minik balıklar, derin mavilikler ve böyle bir maceraya atılmanın verdiği o yüksek adrenalinle kızlar hallerinden memnunken beklenen misafir(ler) yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.


Lisa ve Kate köpekbalıklarını bu kadar yakından görmenin heyecanı içindeyken bir anda hiç beklemedikleri bir aksilik onları okyanusun ortasında, bir kafesin içinde ve çok az kalmış oksijenleri ile köpekbalıklarının ortasında bırakır. Ya gelecek yardımı bekleyecekler ya da kendi başlarının çaresine bakmanın yolunu bir şekilde bulacaklardır.




Köpekbalığı Korkusu Olanlar İzlemesin

"Denizde Dehşet" (In The Deep) karanlık atmosferi ve insanı nefessiz bırakan - evet filmi izlerken kimi zaman farkında olmadan nefesinizi tutuyorsunuz- adrenalinli sahneleriyle 1 saat 47 dakikanın farkında bile olmadan geçip gitmesini sağlayıveriyor. 

Benzer filmlerdeki gibi köpekbalıkları her sahnede gözükmüyor, asıl korkuyu yaratan okyanusun dibindeki o sonsuz karanlık ve klostrofobik durum. Deniz korkusu olmayanları bile rahatsız edecek bu atmosfer filmin gerçekçiliğini artırıyor ve izleyende heyecan yaratıyor.




Senaristliğini (Ernest Riera ile birlikte) ve yönetmenliğini "The Other Side of The Door"dan hatırladığımız Johannes Roberts'in yaptığı filmde başrolleri Mandy Moore, Claire Holt, Mathhew Modine ve Santiago Segura paylaşıyor.

IMDB puanı 6.0 olan "In The Deep" köpekbalığı filmi sevenleri fazlasıyla memnun edecek. 


Herkese iyi seyirler!


Bitenler | Kasım

23:17
- SCHWARZKOPF GLISS MILLION GLOSS ŞAMPUAN
Beğenini de var beğenmeyeni de...Ben Gliss şampuanı beğenenlerdenim. Saçlarımı daha yumuşak ve canlı yapıyor. Arındırmasını da seviyorum. Şampuan stoğum çok ama onlar bittikten sonra Gliss'i yeniden alabilirim.

- WATSONS ASETON
Parmex'ten sonra hiçbir aseton yeterli gelmiyor. Bir Watsons alışverişinde aldığım ve vasat bulduğum bir ürün.

- FUSS WOHL AYAK KREMİ
Çok sevdim. Bu aralar Rossman'a uğradıkça Fuss Wohl ayak ürünlerini toplamayı düşünüyorum. Ayakları yumuşatıyor ve besliyor. Kış aylarında da ayak bakımı ihmal edilmemeli, hatta kapalı ortamda daha çok kaldığından daha fazla itina gösterilmeli diye düşünüyorum.

- ISANA VANILLA LOVE DEODORANT
Vanilya kokan herşeye bayıldığım için aldığım bir deodorant. Tekrar alır mıyım? Hmmm sanırım almam.

- AKAT GARDI SAÇ SPREYİ
Watsons mağazalarında satılan Kruidvat saç spreyini keşfettikten sonra (yazısı geliyor) saç spreyi olarak başka marka aramam diye düşünüyorum. Bu spreyi de saçınızda yüksek tutuculuk, istiyorsanız tercih edebilirsiniz. 

- ISANA PAMUK 
Rossman'ın kendi markası olan Isana'nın ürünlerinden bazılarını severek kullanıyorum ama pamuklarımaalesef bunlar arasında değil. Bana çok sert geldiler hatta göz makyajımı çıkarırken cildimi tahriş etti bile diyebilirim. Bir daha tercih etmeyeceğim bir diğer ürün.
- FA PINK PASSION ROLL-ON
Makyaj masamın müdavimlerinden. Hafif kokusunu ve koruyuculuğunu seviyorum.

- SEDUCE BODY SPRAY
Bu da sürekli aldığım diğer bir Watsons ürünü. Kokusuna bayılıyorum ve her alışverişimde 3-5 tane atıyorum sepete. O yüzden hemen her "Bitenler" yazımda karşılaşma olasılığınız yüksek :)

- ELF ALL OVER COVER STICK (SPOTLIGHT)
#projectpan etkinliğinde de yer alan ELF'İn bu ürünü bitirmekten dolayı pek memnunum. ELF'in bazı ürünlerini çok severek kullanıyorum. Bu ürün aslında kapatıcı ama ben daha çok göz altlarıma aydınlık vermesi için kullandım. Altına baz mutlaka kullandım ve mutlaka transparan pudrayla da sabitledim. 

- WATSONS  & ISANA YÜZ TEMİZLEME MENDİLLERİ
Her 2 ürünü de denediğim için bir kıyaslama yapabilirim. Isana mendilleri çok sevdim. Makyajımı jelle çıkartmadan önce bu mendillerle bir ön temizleme yapıyorum. Rimeli ve eyelinerı bilr çok kolay çıkartıyor. Bundan sonra da almaya devam edeceğim bir ürün.

Benzer işlevi olan Watsons mendiller ise bana göre Isana'nın yanında daha düşük performanslı kaldılar. Yani benim tercihim Isana'dan yana...




Sizin bu ürünler arasında memnun kaldıklarınız / kalmadıklarınız var mı?

Film Yorum | Captain Fantastic

23:30

Gülerken ağlamak, ağladıktan saniyeler sonra kendini gülümserken bulmak nasıl oluyor demeyin, oluyor işte! "Kaptan Fantastik" bana tam olarak bu duyguları yaşayan ve hiç bitmese dediğim, sımsıcak bir yol filmi oldu. Hafta sonu izlesem izlesem ne izlesem diye soranlara şiddetle tavsiye edilir.

6 çocuğunu medeniyetten mümkün olduğu kadar uzakta, tabiat ananın kollarında yetiştirmeye çalışan bir baba Ben. Film başlar başlamaz yeşillikler içinde, adeta bir kamp havasında bir aile izliyoruz. Onların orada - hem de neredeyse askeri kamp koşullarında- yaşadığını yavaş yavaş görüyoruz.

Her şey saatli, herkesin uyması gereken kurallar var. Sabah koşusu, atış talimleri, akşamları ateş başında kitap saati bu yaşamın olmazsa olmaz görevlerinden bazıları...



 Çocuklar sadece hayatlarıyla değil isimleri ile de yaşıtlarından oldukça farklılar. Bo, Kielyr, Vespyr, Rellian, Zaja ve Nai  gibi kimsede olmayan, sadece kendilerine özel isimlere sahipler. Babaları ve anneleri onların sürüden ayrı olmalarını ta o zamandan kararlaştırmışlar.

Leslie ve Ben, sizin de anlayacağınız gibi, doğal olmayan her şeyden uzak durmaya çalışan, kapitalizme ve sömürüye karşı olan, çocuklarını da bu şekilde yetiştirmek isteyen bir çift. Leslie şehirde hastalığı ile mücadele ederken, Ben bu görevi sürdürmekte hem de canını dişine takarak.



Çocukların hepsi son derece bilgili, eğitimli ve hayatta kalmak için her tür beceriye sahipler. Gel gör ki azıcık insan içine çıkıp, sosyalleşmeye başladıklarında tam bir far tutulmuş tavşana dönüyorlar. Her şeyi bilseler dahi insanlarla nasıl ilişki kurabileceklerine dair hiçbir fikirleri, sohbet edebilecek en ufak bir ortak konuları dahi yok.

Bir nedenden dolayı hep beraber şehre gitmek zorunda kaldıklarında çocuklar bu gerçeğin farkına varmaya başlarlar. Böyle bir hayatın "doğru" olduğunu savunan babalarını sorgulamaya başlarlar. İşin ilginç yanı Ben de giderek çocuklarına böyle bir hayat sunarak onlara iyilik mi ettiğini, hayata tutunmanın ne demek olduğunu yeniden sormaya başlar kendine.



Son derece lezzetli, sımsıcak bir aile filmi "Kaptan Fantastik". Sadece başrol oyuncusu Viggo Mortensen değil tüm çocuklar öylesine doğal yapıyorlar ki rollerini hayran kalmamak imkansız. Siz de izlerken bir yandan kendinize sorular soruyor bir yandan kahkaha atıyor ardından aniden duygulanıveriyorsunuz - hele o "Sweet Child of Mine" şarkısı resmen dağıttı beni... Şunu da unutmadan geçmeyelim, film sonrasında hemen Noam Chomsky kitaplarına bir göz atmak isteyeceksiniz benden söylemesi...

Matt Ross tarafından yazılıp yönetilen bu iç ısıtan filmde Mortensen dışında George MacKay, Samantha Isler, Annalise Basso, Nicholas Hamilton, dünyalar tatlısı Shree Crooks, Charlie Shotwell ve Frank Langella rol alıyor.

Ne yapın edin bu filme zaman ayırın. IMDB'den 8.0 puan alan bu filmi -benim gibi- bir kere daha izlemek isteyeceğinize eminim.



Kitap | Tanrı'yla Bütün İlişkimi Kestim

10:41

Adına aldanıp daha çok inanç sorgulaması yapan bir kitap gibi düşünebilirsiniz "Tanrı'yla Bütün İlişkimi Kestim"i çünkü ben de öyle zannetmiştim. Ama okumaya başlayınca sıcacık, akıp giden bir genç kızın hayat sorgulamalarıyla dolu bir kitapla karşılaştım. Öyle ki "Neden bu kadar çabuk bitti" diye üzüldüm.

144 sayfalık kitap aslında bir genç kızın ergenlik döneminde yaşadığı baş etmek zorunda kaldığı duyguları, cevap aradığı soruları anlatıyor. Hangimiz o dönemlerde hayatın anlamını bulmaya çabalamadık ki? Konuların tanıdık gelmesi sanırım benim bu kitaptan etkilenmemin en büyük  nedeni.
Hikayesini okuduğumuz Linnea'nın kafası yaşam, din, aile, arkadaşlık ve aşk ile karmakarışık. Aile sorunlarıyla uğraşırken, aşk hayatındaki çalkantılar başlıyor. O bitiyor hormonlar atağa geçiyor. Ve tüm bunlar olurken aslında hayatı keşfediyor genç kız.


Yakın arkadaşı Pia ile kurdukları bağ öyle güzel, sohbetleri o kadar keyifli ki, kimi zaman sanki onlar konuşurken arkalarında oturup kulak misafiri oluyormuşum gibi hissettim. Sanırım bu da yazar Mazetti'nin kaleminin ustalığını gösteriyor.

Kahramanları gençler olsa da bence bu kitap asıl büyükler için. Büyürken yavaş yavaş kaybettiğimiz o naifliğin, o saflığın aslında ne kadar da güzel bir şey olduğunu -tekrar- keşfetmek çok güzeldi.
Son zamanlarda keyifle okuduğum kitaplardan biriydi. Sımsıcak, elinizde çayınızla size zamanı unutturacak bir kitap arıyorsanız "Tanrı'yla Bütün İlişkimi Kestim" sizi bekliyor.


Yazar: Katarina Mazatti
Çeviri: Ali Arda
Orijinal Adı: Der Ar Slut Mellan Gud Och Mig
Pegasus Yayınları, 144 sayfa

Film Yorum | Ekşi Elmalar

23:33
Yılmaz Erdoğan, yetiştiği coğrafyayı ve içinde büyüdüğü kültürü beyaz perdeye en iyi aktaran yönetmenlerden biri. Pek çoğumuzun yabancı olduğu "uzaklar"a dair anlatacak pek çok öyküsü var. Ve hepsi de bizi güldürürken düşündüren türden hikayeler... "Ekşi Elmalar" da yine Erdoğan'ın kökleriyle sıkı bağı olan hem keyifli hem de buruk bir aile hikayesi.



Hakkari'de başlayan, 70'lerden 90'lı yıllara kadar süren bir öykü anlatıyor bize Erdoğan. Bizzat dedesinden etkilendiği belirttiği ana karakterimiz - biraz da mevkisinden dolayı -baskın ve oldukça despot bir karaktere sahip belediye reisi Aziz.

Reis'in birbirinden güzel 3 kızı ve dillere destan güzellikteki elma bahçeleri var. Reis hayatındaki bu 2 güzelliği de yani kızları ve elma bahçelerini "kendince" terbiye etmeye çalışıyor. Mesela kızların çarşıya inmesi, insan içine karışması kat'a yasakken, elma ağaçlarının da aşılandıktan sonra ekşi elma vermesi yasak! Yasak, çünkü elmaları ekşi olursa Reis tarafından kesilerek hadleri bildiriliyor.



İşte filmin merkezinde de böyle bir ortamda büyüyen bu 3 deli kızın Muazzez, Türkan ve Safiye'nin babalarına rağmen hayallerini gerçekleştirme çabaları var. Erdoğan bunu anlatırken - özellikle filmin ilk yarısı- izleyici güldürmeyi başarıyor. Kızları canladıran Songül Öden, Şükran Ovalı ve özellikle Farah Abdullah çok keyifli oyunculuklar sergiliyorlar.

Filmin ikinci yarısında ise komedi yerini drama bırakıyor. Yaşı ilerleyen ve politik gücünü kaybeden Reis ve farklı hayatlara savrulan aile üyelerinin hayatlarını izlemeye başlıyoruz. Kızların hayatlarına dair içten içe babalarına duydukları kızgınlık, yaşlanan Aziz Reis'e hissettikleri acıma hislerine karışıyor.



Tüm bu yaşananların fonunda da ortamın siyasi gelişmeleri, öğrenci ayaklanmaları vs..

Başrollerde Yılmaz Erdoğan dışında Songül Öden, Farah Zeynep Abdullah, Şükran Ovalı, Devrim Yakut, Şükrü Özyıldız, Ersin Korkut, Fatih Artman ve Cezmi Baskın'ın olduğu film Yılmaz Erdoğan filmlerini sevenleri memnun edecek.



Tabii o klasik "şu filmi daha güzeldi, bu filmi daha komikti" gibi eleştirilere maruz kalacak ama bence Erdoğan'ın filmleri bundan çok daha derin ve anlamlı. Sadece her hikayeyi birbiriyle kıyaslamadan bambaşka öyküler olarak değerlendirebilirsek.... hafif bir renk katacak şekilde filme dahil ediliyor. Erdoğan'ın imzasını taşıyan bir filmde siyasetin olmaması düşünülemez zaten.




Kitap | Havva'nın Üç Kızı

22:38
Bitireli bir ayı geçmesine rağmen yazısını ancak yazabildiğim bir kitap "Havva'nın Üç Kızı". İsmini çok beğendiğim bu kitap bir kadın hikayesi anlatacağını okuyucusuna hemen fısıldıyor. Toplumumuzun delicesine kanayan yarası... Ama Şafak hem ilgili olduğu hem de yazmaktan hoşlandığını her romanında kanıtladığı din/inanç meselesiyle harmanlayarak anlatıyor kadın meselesini. Bir bilinmezli denklem çıkıyor iki bilinmeze...



Kitabın 3 kadın kahramanı var: Peri, Şirin ve Mona
Biri katıksız bir inanan, sorgulamadan, sormadan. Diğeri inanç adı altında ilkesi İran'da gördüğü toplumsal baskıdan sıkılıp, soru cümlelerini noktayla kapatmış asi bir kız. Diğeri ve hikayemizin anlatıcısı iki arada bir derede kalmış, ne yöne gideceğini bilemeden oradan oraya savrulan ürkek bir kadın...

Lady Gaga "Joanne"

22:45
Açıkçası hiçbir zaman bir Lady Gaga-sever olmadım. Farklılığını sürekli gözümüze sokmaya çalıştığından, hep marjinal olmaya çabaladığından mıdır nedir, hiç şarkıcı kimliği dikkatimi çekmedi. Lady Gaga benim için dev topuklarıyla, kocaman gözlükleriyle "Aleeehandrroooooo Alehanndrro " diye bağıran bir marjinalimsiydi. Öyle çok aklımda kalan bir şarkısı da olmadı. 


Son albümünü dinlemeye başlarken de bu duygular içindeydim ama bayan marjinal pek bir dinginleşmiş, pek bir olgunlaş. Yoksa bana mı öyle geldi bilemedim.
Blogger tarafından desteklenmektedir.