Film Yorum: Julie & Julia

11:02

Vizyonda ya da yakın zamanda vizyonda olan filmlerin yanında, daha eski filmlere de yer vermek istiyorum sık sık. Çünkü öyle güzel filmler var ki paylaşılacak!

Bunlardan biri 2 başarılı oyuncuyu bir araya getiren ve misss kokularla bezeli "Julie & Julia" Öyle ki yemek yapmaktan hiç hazzetmeyen beni bile mutfağa girip unları etrafa saçıp, merdaneyle harikalar yaratmaya ikna edecekti neredeyse :p


Filmimiz adını farklı zamanlarda yaşayan ama hayatları bir nedenle kesişmiş iki kadından alıyor.

Julie, New York'un kenar semtlerinden biri olan Queens'te yaşayan, bir çağrı merkezinde çalışan ve işinden bunalmış genç bir kadındır. Arkadaşlarının hepsi kendilerine göre mühim saydıkları işlerde çalışmakta, duygusal tatminlerini de sürekli çalan telefonlarından almaktadırlar.


Julie ise hayatını değiştirmeyi istemekte ama neyi yapmak istediğini bulamamaktadır bir türlü (aramıza hoş geldin Julie!)

Tüm bu kendini arayışlar çok keyifli bir yolculuğa dönüşmek üzeredir ama...Yemek yapmanın kendini en rahatlatan ve mutlu eden şey olduğunu keşfeden Julie bunu 365 gün sürecek bir plana dökmeye karar verir.


Bu plana göre Fransız mutfağını Amerika'ya tanıtan ünlü kadın şef Julia Childs'ın yemek kitabındaki tüm yemekleri 1 sene içinde yapacaktır. Bu maratonu yazmak için kendine bir de blog açar! (heheheheheh)

Bu arada paralel geçişlerle biz (henüz ünlü bir şef olmamış) Julia'yı tanımaya çoktaaan başlamışızdır bile!


Ve birbirlerini hiç tanıman, bambaşka hayatlara sahip bu iki kadının kendi amaçlarını bularak nasıl mutlu olmayı öğrendiklerini izleriz keyifle. Hep denildiği gibi "Sevdiğin işi yaparsan mutlaka fark yaratırsın!"

Başrollerde ulu Meryl Streep, şirinler şirini Amyd Adams ve Stanley Tucci'nin oynadığı filmin yönetmen koltuğunda ise 2012 yılının Haziran ayında hayata veda eden Nora Ephron oturmuş.

Bu arada filmde bahsedilen Julia Childs'ın "Mastering The Art of French Cooking" kitabı halen Amazon'da en çok satılan kitaplar listesinde yer almakta. Ve televizyon şovlarının çekildiği mutfaklar halen Washington'daki National Museum of American History'de ziyaretçilere sergilenmeye devam etmekte...



Bu filmi sevmeniz için yemekten anlamanıza hiç gerek yok. 
Hayallerin gücüne inananlardansanız bu film tam da size göre!

Dizi Yorum: Olive Kitteridge

20:10

Sardı her yeri mini diziler... Ufak boy ojeler gibi seviyorum ben mini dizileri. Başladığınız gibi bitiriyorsunuz. Gereksiz uzatmalar, aylarca yeni sezon beklemeler yok. 

Uzun zamandır metini duyduğum muhteşem Frabces McDormand'lı " Olive Kitteridge" de 4 bölümüyle HBO'nun mininin minisi dizlerinden biri. İnsanoğlu nankör derler, ama bu kadar da kısa yapılır, tadı damağımızda bırakılır mıydı? Bu bize reva mıydı?


Amerika'nın Massachussetts eyaletinde geçen ve genel olarak gri rengin hakim olduğu bir öykü bu. Gri derken sadece havayı kastetmiyorum, kasabada yaşayan insanların üzerine sinmiş bir grilikten de bahsediyorum aynı zamanda.

Diziye adını veren Olive, eşi Henry ve oğlu Chris ile yaşayan, oldukça zor bir karakter. Bir defa suratında sürekli bir mutsuz ifade var, öyle ki onu dizi boyunca çok az gülerken görüyoruz. Kuralları olan, sert ve huysuz diye kolayca tanımlayabileceğiniz bir kadın.


Henry ise Olive'in tersine hayata daha pozitif bakan, çoğu şeyi alttan alan, yardımsever ve sabırlı bir adam.Birbirlerini iyi tamamlıyorlar anlayacağınız.

25 yıl süren bir evlilik hikayesini hem Olive hem Henry bazı zamanlar da kasabadaki diğer insanların bakış açısından izliyoruz. Çocuklarının, komşularının hayatlarına dalıyoruz, bir yerde mutlaka Kitteridge'lerle olan kesişimlerine tanık oluyoruz.


Bu dizide beni en çok etkileyen toplumsal rollerin ardında, herkesin ne kadar hassas ve sevgiye aç olduğunu görmek oldu. Karakterlerden kimi bunu insanlara soğuk davranarak gizlemeye çalışıyor kimi ise kabullenmeyi seçiyor. 

Özellikle Olive'in yavaş yavaş görmemize izin verdiği, sert kabuğun atında yatan sevgi arayışındaki o kadını görmek çok etkileyiciydi. Bunda McDormand'ın o büyüleyici oyunculuğunun çok etkisi var tabii. Bence daha fazla filmde izlemeliyiz onu.

Diğer rollerde Richard Jenkins, John Gallagher Jr., Zoe Kazan ve Bill Murray'in yer aldığı "Olive Kitteridge" IMDB'den de 8.4 gibi oldukça yüksek bir puan almış.

- Son bölümdeki efsane sahnelerden biri-

Tom Hanks'ın yapımcıları arasında yer aldığı bu 6 Emmy ödüllü dizi Elizabeth Strout'un 13 hikayeden oluşan aynı adlı romanından uyarlanmış. (Kitap Türkçe'ye "Kül Mevsimi" adıyla çevrilmiş.

Yavaş yavaş tanıyacağınız karakterlerle bezeli hikayeleri seviyorsanız, bu dizi sizi kolayca sarıp sarmalayacak. Bittikten sonra bir süre daha Olive'i ve onun hayallerini düşünürken bulacaksınız kendinizi. Ama aksiyon ya da libido oranı daha yüksek hikayeleri tercih ediyorsanız bu diziye hiç başlamayın derim size, çünkü ilk bölümden sonra bırakma olasılığınız %100.


Herkese iyi seyirler!



Pazartesi Melodileri - 3

10:36

Geçtiğimiz hafta Chris Cornell'in ölüm haberi tüm müzik dünyasını kasıp kavurdu hatırlarsanız.
Yeni nesil için belki çok bilinen bir isim olmayabilir ama gençliği 90'lı yıllarda geçmiş olanlar ya da grunge-sevenler için  önemli müzisyenlerden biriydi.

Ben de Cornell'i çoğu kişi gibi Soundgarden zamanlarından "Black Hole Sun" ile tanıdım. Sonrasında kurduğu Audioslave ile aynı çizgide devam etti.

Ama benim için Chris Cornell'in en güzel albümleri solo albümleridir. Özellikle "Euphoria Morning" sadece Cornell'in değil bence dönemin en güzel albümlerinden de biridir. Onunla tanışmak isteyenler için güzel bir tercih olabilir.

Dünyanın en güzel 3 puslu sesinden birine "Moonchild" ile sonsuz vedamızı gönderelim öyleyse



"We're dreaming and we're real We're broken and we're healed Give in to what you feel over what you see"

Bloğa "İzleyiciler" Butonu Nasıl Eklenir?

14:21
- Blog Aşkı -

Blog yazmak bir tutku çoğumuz için. Belki yazmak kendimizi iyi hissettirdiği için devamlı yazıyoruz. Bazen kendimizi anlatıyoruz bazen sevdiğimiz şeyleri... Biz blogger olarak harala hurala yazmaya devam ederken bir de yazdıklarımızı okuyanlar olduğunu bilmek fena mutlu ediyor bünyeyi.

Bu nedenle bir blog tasarımının olmazsa olmazıdır "İzleyiciler" eklentisi.
Bugün sevgili Ezgi'nin özel isteği üzerine (nam-ı diğer The Girl With The Curls) kolayca bu eklentiyi bloğumuza nasıl yerleştirebileceğimizi paylaşmak istiyorum.





Hemen blogger kullanıcı panelimize geliyor ve "Yerleşim" butonuna tıklıyoruz.



Uygun bulduğumuz kısımda yer alan "Gadget Ekle" yazısına tıklıyoruz.



Açılan pencereden "Diğer Gadgetlar" sekmesinde yer alan "İzleyiciler" eklentisini yanında bulunan + işaretine basarak bloğumuza ekliyoruz.



Şanslıysanız eklentiniz hemen çalışmaya başlıyor. Ancak benimkinde izleyiciler kısmı gözükmemişti. O durumda yine kullanıcı paneline gelip, "Ayarlar" kısmına geliyoruz. İlk alt kategori "Temel" kısmını seçiyoruz. 

"Başlık" satırındaki "Düzenle" linkine tıklıyoruz.Ve blog adımızın yanına bir harf ya da bir noktalama işareti ekliyoruz. (Örn: Sibelynkad ya da Sibelynka. gibi) "Kaydet" dedikten sonra sayfamızı yeniliyoruz. Ve tekrar buraya girip eklediğimiz fazla harf, noktalama işaretini siliyor, tekrar "Kaydet" tuşuna basıyoruz.

*Ekleme: O işe yaramazsa, blog adresi kısmına aynı işlemi uygulamayı deneyin.

Ve "İzleyiciler" eklentimiz kullanıma hazır!


Kitap Yorum: "Dokunmadan" Nermin Yıldırım

11:39


"Dokunmadan" Nermin Yıldırım'la tanışmama neden olan ilk kitap. "Bu kitabı kesinlikle okumalısın" diyen arkadaşım ne güzel bir şey yapmış da vesile olmuş böyle güzel bir hikayeye tanık olmama.

Elime aldıktan 3 gün sonra bitirdim, aslında bitmesini hiç istemeden. Çünkü Nermin Yıldırım  hepimizin ruhunda, kalbinde saklı kalmış köşelere öyle güzel dokunmuş ki! Bunu yaparken de kelimelerin o büyüleyici dünyasının kapılarını açmış bizlere. Çok kolay anlaşılır ama bir o kadar da etkileyici cümlelerle anlatmayı tercih etmiş hayal dünyasını.

Kitabımızın kahramanı 29 yaşında genç bir kadın Adalet. Üzüntüleri, sevinçleri, başarıları ve hayal kırıklıklarıyla yaşamaya çalışıyor hayatını.
Ancak bir gün ömrünün geri kalan günlerinin aslında o kadar da çok olmadığını söylüyor ona doktor. Ölüm duygusuyla bir anda yüzleşen Adalet, önce anlamlandırmaya çalışıyor bu durumu.


Biraz olsun sakinleştikten sonra ne yapması gerektiğine karar verir. Bilerek yaptığı ilk kötülüğün peşine düşmeye karar verir. Bu da onu çook eski yıllara, çocukluğuna götürecektir.
Karşı apartmanın temizlik görevlisinin oğlu Mahsun'u üzmesi, Adalet'in hatırladığı ilk gerçek kötülüğüdür. Ölmeden önce Mahsun'u bulup özür dilemek ve ona kendini affettirmek en büyük isteği olur bir anda.

Bunun için en yakın arkadaşı Hülya ile uzun sürecek bir yolculuğa çıkar Adalet. Bu yolculuk boyunca tanışacağı insanlar, gözlemleyeceği dış dünya ve kendi içinde yapacağı o dürüst yolculuk Adalet'in kendisini yeniden bulmasına yardımcı olacaktır.
Kimi zaman esprili bir anlatıma bürünen ama duygusal yönü oldukça kuvvetli "Dokunmadan" özellikle son sayfalarında gerçekten boğazımı düğümledi diyebilirim. Pek çok cümleyi yazdım not defterime tekrar tekrar okuyabilmek için. 

Aslında kitabın arka kapağında tüm bu yazmak istediklerimi özetleyen bir paragraf var:

"Şimdi buradan bakınca, uzun bir boşluğa yazılmış kısa hikayeler görüyorum sizin orada. El yazısıyla, kahkahayla ve gözyaşıyla..."


"Dokunmadan" 
1. Baskı / Mart 2017, İstanbul
Kapak Tasarım: Yetkin Başarır
320 Sayfa, Hep Kitap Yayın evi 

Denedim : Schwarzkopf got2b Düzleştirici Sprey

10:18

Geçtiğimiz aylarda Watsons'tan aldığım ve oldukça şirin bir şişeye sahip Schwarzkopf got2b düzleştirici spreyden bahsetmek istiyorum bugün sizlere. Artık dibini gördüğüme göre ürün hakkındaki yorum yapmamın tam zamanı!

Saç şekillendirici ürünler kullanıyorsanız bu tarz ürünler mutlaka makyaj masanızda bulunuyordur zaten. İşte bu ürün de düz saçlar isteyenlerin dikkatini çekecek bir ürün. Pratik sprey tasarımı ile kullanması da oldukça rahat.



Öncelikle ürün ne vadediyormuş bir bakalım:

"4 gün boyunca inanılmayacak kadar düz saçlar mı?  got2b düzleştirici sprey ile hiç zor değil! Saç düzleştirici ve fön makinelerinin mükemmel partneri olacak bu sprey, özellikle ısı ile harekete geçen formülü ile 4 gün boyunca ya da bir sonraki yıkamaya kadar düz ve pürüzsüz saçlara kavuşturur.

Gelelim nasıl kullanılacağına:

got2b spreyi saçlarınız hafif nemliyken, iyice yedirerek uyguluyorsunuz . Daha sonra ister maşa ister fön makinesi ile şekillendirme işlemine geçebilirsiniz.

Kuaför fönlerinde saçınızda bir ışıltı ve pürüzsüzlük olur. Evet bu ürün, saçınızda işte o pürüzsüzlüğün oluşmasına yardımcı oluyor.



Orta uzunluktaki saçlarıma 3-4 fıs kullanıyorum, bu miktar yetiyor da artıyor bile. Ürünü iyice yedirip, şekillendirme öncesi kurutmaya dikkat ediyorum. Aksi taktirde saçların yağlı görünme riski var maalesef :(

Saçlarım kalın telli olmasına rağmen, bu düz görüntü ertesi gün de aynı şekilde kalıyor. Kalıcılık açısından ürünün başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Pazartesi Melodileri - 2

10:10

 80'ler & 90'lardan vazgeçemiyorum.

Selam Mr. Osbourne 🎸


"Times have changed and times are strange
Here I come, but I ain't the same
Mama, I'm coming home"

Film Yorum | Gerçeğin İki Yüzü (The Last Face)

14:39

Tıpkı Ortadoğu gibi Afrika kıtasını konu alan filmler de çoğunlukla acı,kan ve gözyaşı ile yoğrulmuştur. "Gerçeğin İki Yüzü"nde de bu kural bozulmuyor ve derin kesikler atılmış bir kıtanın kanayışına tanık oluyoruz.

Film, Batı Afrika'nın küçük ülkelerinden biri olan Liberya'da süregelen acımasız iç savaşı merkez alan film, burada görevli 2 Batılının gözünden bu savaşı, çaresizliği ve tutanabildikleri tek duygu olan "aşk"ı anlatıyor.


Bu tarz filmlerde savaş genellikle fonda yer alır ikincil öğe olarak. Ancak Sean Penn  "Gerçeğin İki Yüzü"nde ön plana bu acımasız savaşı koymayı tercih etmiş. Hem de şiddeti maskelemeden... Çocuklar, kadınlar savaşın acımasızlığı içinde kaybolurken, izleyiciler olarak çoğu sahneye gözlerimizi kapamayı tercih ediyoruz. 

Bakamıyoruz çünkü acının böylesine somut bir şekilde önümüze serilmesine... Bizden, herkesten uzak bir yer orası ne de olsa, haritada yerini bile bilmediğimiz.


Bir yardım kuruluşunun yöneticisi güzel Wren ile cesur doktorumuz Miguel işte böyle koşullar altında tanışıyorlar birbirleriyle. İnsanın aklını koruması zor olduğu bu çaresizlik onları bir araya getiriyor belki de. 


Wren kimi zaman vazgeçmek, her şeyi geride bırakmak istiyor. "Neden uğraşıyoruz ki bu insanları kurtarmaya? Ne için? Böyle bir hayata neden dönmeyi istesinler ki?" diye defalarca soruyor Miguel'e... Hem kendilerini hem de birbirlerini sorgulamaya başlıyorlar.


İzlenmesi oldukça zor şiddet sahnelerinin olduğu film bu açıdan bazı izleyenleri oldukça zorlayabilir. Yönetmen Penn bu konuda oldukça cesur davranmış diye düşünüyorum.

Bir diğer konu da filmin süresi. 2 saat 10 dakika olan uzunluğu bana göre biraz fazla. Hikayenin özellikle duygusal kısımlarının gereksiz tekrara düştüğünü düşünüyorum. 


Başroller ise oldukça tanıdık isimlerle dolu:

Charlize Theron  ve Javier Bardem dışında "Mavi En Sıcak Renktir" filminden hatırladığımız Adele Exarchopoulus ve minik rolleriyle Jean Reno & Jared Harris yer alıyor. Filmin tema müziği ise ünlü isim Hans Zimmer'a ait. Ama beni en çok etkileyen filmin girişinde çalan Geoffrey Orgema'nın söylediği "Makambo" parçası oldu.

Epik bir film olma isteğiyle yola çıkıp maalesef oraya ulaşamayan bir film "Gerçeğin İki Yüzü". Penn'in filmografisindeki en başarılı filmi olmayacağı da kesin. Yine de IMDB'den aldığı 3.5 gibi oldukça düşük bir puanı da hak etmiyor.



🎈 Blog Keşif Etkinliği - Ruhuna Renk Kat 🎈

12:19

Blog dünyası öyle bir dünya ki, ne kadar gezip dolaşsak da, pek çok güzel bloğu kaçırıyoruz maalesef.  Keşfedilmeyi bekleyen onca keyifli sayfayı ise - ne güzel ki -  blog keşif etkinlikleri ile bulabiliyoruz. 

"Ruhuna Renk Kat" bloğunun tatlı 2 kız kardeşleri Nisa Hikmet ve Kübra da böyle güzel bir etkinlik hazırlamak istemişler. Bloglar arasında iletişimi sağlamak ve yeni keşifler yapabilmek için bundan güzel fırsat olur mu?

Sizler de katılmak ve güzel keşifler yapmak isterseniz heemeeeen blog keşif etkinliğine alalım sizi!

Bloğunuzun Yedeğini Alıyor Musunuz?

12:18

Uğraşır didinir, göz bebeğimiz bloglarımızı elimizden geldiğince güzel şekilde doldurmaya çalışırız. İçeriğimizi oluştururuz, bunu en doğru cümlelerle anlatabilmek için yazıya dökeriz. İçeriğimizi hazırladığımız görsellerle de destekleriz. 

Tüm bu verileri Google kendi veri tabanında saklar. Ancak kötü sürprizlerle karşılaşmamak için sizin de yapmanız gereken bir şey var: Düzenli olarak bloğunuzun yedeğini almak.

 2 şekilde bloğunuzun yedeklemesini yapabilirsiniz: 

- Blog Tema Yedeklemesi
- Blog İçerik Yedeklemesi


🔶 🔷 🔶 🔷 🔶 🔷


1-) BLOG TEMA YEDEKLEMESİ

Bazı zamanlar blog görüntümüzden sıkılır ve yepyeni bir tema denemek isteriz. Ancak tıpkı askıda duran elbisenin üzerimizde beklediğimiz etkiyi vermemesi gibi, seçtiğimiz tema da hoşumuza gitmez. Böyle zamanlarda yapılacak tek şey eski temaya geri dönmektir. 

Peki blog temasının yedeğini nasıl alabilirsiniz?
Kullanıcı panelimize girip, solda görülen "Tema" kısmına giriyoruz.

Burada yer alan "Yedekle / Geri Yükle" butonuna tıklıyoruz.


Ve son olarak "Tema İndir" kısmında blog yedeğimizi .xml olarak bilgisayarımıza indiriyoruz. Artık herhangi bir sıkıntı yaşadığınızda, aynı adımları kullanarak blog şablonunuzu eskiye döndürebilirsiniz.


💠 💠 💠 💠


2-) BLOG İÇERİK YEDEKLEME

Bu bana göre temadan çok daha önemli. Düzenli aralıklarla mutlaka yapmanız gereken bir işlem. Hele yazılarınızın bir kopyasını bilgisayarınızda vs. bir yerlerde saklamıyorsanız.

Peki bu işlemi nasıl yapacağız hemen bir bakalım:

Yine kullanıcı panelimize giriyoruz ve "Ayarlar" kısmına geliyoruz. 
Alt menüden "Diğer" sekmesine tıklıyoruz.


Açılan sayfadaki "İçeriği Yedekle" butonuna tıklıyoruz.


Ve bilgisayarınıza kaydedin. İşte bu kadar kolay!


Düzenli olarak blog yedeklerinizi almayı ihmal etmeyin! 💻

Denebunu Nisan Kutusu

13:55

Denebunu, bu ay "Hoşgeldin İlkbahar" temasıyla bir kutu hazırlamış. Ve hazırlanan bu kutular yavaş yavaş bizlere teslim edilmeye başlandı. 

Bakalım bana gelen Nisan kutusunda neler varmış:


İşte kutudan çıkan ürünler arasından en sevdiğim :)
Nesfit'in bu tahıl barlarını daha önce de denemiştim ve çok sevmiştim. (Nestle Nesfit Tahıllı Bar yorumlarımı daha önce paylaşmıştım) Düşük kalorili bu atıştırmalıklar (çilekli 89 & bitter 90 kalori) ani tatlı krizleri için güzel bir alternatif.

Çoğu kişi bitter çikolatalı olanı daha çok sevmiş ama benim favorim çilekli olan :)



Dove'un ürünlerini severek kullanıyorum. Şampuanı ve sabunları her daim kullandığım ürünler arasonda. 

Oxygen serisini daha önce duymuştum ama deneme fırsatı bulamamıştım. Hafif yapısıyla saçlara nem vermeyi ve dolgunluk katmayı vaat eden "Dove Oxygen Moisture Şampuan"ı en kısa sürede deneyeceğim. 


Ve ilk kez Denebunu kutusu sayesinde tanıştığım bir ürün Tranquini.
Mini tanıtım kitapçığından okuduğum kadarıyla bitki aromalı rahat içeceği olarak geçiyor. Yine kitapçıkta anlatılana göre beynimizin alfa dalgalarını uyarıp, 15-20 dakika içinde rahatlama etkisi hissettiriyormuş. Red Bull'un tam tersi bir etki diye tahmin ediyorum.!

İçinde 4 farklı aroma varmış:

- Yeşil Çay
- Papatya
- Lavanta
- Melisa

Deneyelim bakalım nasılmış...


Calvin Klein parfüm alacakları memnun edecek, Sephora mağazalarına geçerli %20'lik indirim çekini de unutmayalım.

Denebunu tarafından gönderilen nisan kutusunun içeriği benim için böyleydi.



Peki sizi hangi ürünler bekliyor bu ay?

Pazartesi Melodileri - 1

13:53
Film yorumları ve müzik paylaşımlarını çok sevdiğim ve düzenli takipçilerinden olduğum sevgili Öneri Makinesi güzel bir etkinlik başlattı. Bol melodili bu etkinliğin adı "30 Şarkı Meydan Okuması". Seçeceğiniz şarkıları burada yer alan listeye göre seçecek ve paylaşacaksınız.
Ben de ucundan kıyısından bu etkinliğe katılmak istedim. Ama muhtemelen listeye uyamayacağım için ben de kendime göre bir versiyon uydurdum. Her pazartesi sevdiğim bir şarkıyı paylaşacağım. Öneri Makinesi etkinliğine katılanları da ziyaret edeceğim tabii. Kimbilir ne güzel önerilerle karşılaşacağız :)

"Pazartesi Melodileri" açılışını çok sevdiğim ve Türk müzik tarihinin temel taşlarından biri olduğuna inandığım Mor ve Ötesi ile yapacağım. Keyifli dinlemeler 🎧



"Ne oldu karıştı her şey 
Korktum sözüm bir adım geride 
Şimdi duyuyor musun? 
Her şey ama her şey geçer"

Dizi Yorum | The Handmaid's Tale

15:10

"Kongredekileri katlettiler, uyanmadık. 
Bunun için teröristleri suçladılar ve anayasayı askıya aldılar, yine uyanmadık. 
Tüm bunların geçici olduğunu söylediler. 
Hiç birşey ansızın değişmez. 
Tıpkı yavaşça ısıtılan bir kapta fark etmeden ölüyor olman gibi..."


"The Handmaid's Tale"in 5 cümleye sığdırabilecek özeti bu.


Değişim yavaş yavaş gelir. 
Herkes sıradan hayatlarına devam ederken önce kadınlara bakış değişmeye başlar. Neler olup bitiyor anlamaya çalışırken ani bir kararla işlerinden edilir tüm kadınlar. Çünkü onların görevi çalışmak değildir. Bankadaki tüm mal varlıklarına el konulur ve kocalarına devredilir paraları, onlara baksınlar, göz kulak olsunlar diye...

Bir sonraki adımda doğurgan çağdaki kadınları her şeyden uzaklaştırıp, kendilerince en uygun görevde kullanmaktır: Çocuk doğurmak


Yüksek statüye sahip ama çocuğu olmayan çiftlerin yanına verilen bu kadınlar, en kısa zamanda hamile kalmak ve sahiplerine bir çocuk vermek zorundadırlar. Hamile kalamazlarsa en ağır cezayı yine kendileri çekmek zorundadırlar.

Kurallar dini emirlere dayandırıldığı için kimse ses çıkartamaz. Herkes üzerinde düşen görevi yapmak zorundadır.


İşte son günlerin popüler dizisi "The Handmaid's Tale" de gelecekte, insanların baskı altında yaşadığı, katı bir hiyerarşik sistem altında yönetildiği bir distopik böyle bir ülkeyi anlatıyor.

Hiç kimsenin birbirine güvenmediği, özgürlüklerin tamamen kısıtlandığı, düşünmenin bile yasak olduğu bu ülkede insanlar sadece hayatta kalmak için çabalamaktadırlar. Özellikle de kadınlar...


Margaret Atwood'un çok satan romanından televizyona uyarlanan "The Handmaid's Tale" aslında ütopik gibi görünse de aslında bazı çağ dışı ülkelerde çoktan gerçekliğe dönüşmüş durumda. 

Araba sürmesi yasak olan, kocaları olmadan dışarı adım atamayan kadınlar yaşıyor bu dünyada. Onlara bu dizi ne kadar "ilginç" gelebilir az çok tahmin edebilirsiniz.


Etkileyici öyküsünün yanında "The Handmaid's Tale"oldukça güçlü bir oyuncu kadrosuna da sahip:
"Mad Men"in çılgın kızı Elizabeth Moss dışında kadroda  Yvonne Strahovski, Joseph Fiennes, OT Fagbenle, Max Minghella ve "Gilmore Girls"ün Rory'si Alexis Bledel rol alıyor.

George Orwell'in "1984" romanını severek okuduysanız ya da "Metropolis" sizin için bir şeyler ifade ediyorsa, "The Handmaid's Tale"i de severek izleyeceksiniz. 
Blogger tarafından desteklenmektedir.