Film Yorum | Lion

13:41

Bazı filmlerin hikayelerinin gerçek olduğuna inanmakta zorlanırız her ne kadar "Gerçek bir hikayeye dayanmaktadır" denilse bile... Gerçeklerin bizi bu kadar şaşırtamayacağını düşünmemizdendir belki. Ama "Lion" başından sonuna birebir yaşanmış ve izlerken size hep bunu düşündürten bir film.


Film dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkelerinden biri olan Hindistan'da başlıyor ve Avustralya'ya kadar uzanıyor. Hikayemizin kahramanı izlemelere doyamayacağınız 5 yaşındaki kömür gözlü Saroo

Annesi, erkek ve kız kardeşi ile yoksulluk içinde yaşayan Saroo, imkanları ne olursa olsun mutlu olan ve bu o kocaman gözlerine yansıyan bir çocuk. Abisi Guddu ile yük trenlerinden kömür çalıp bunun karşılığında süt getiriyorlar sofralarına. Ya da yolcu trenlerine binip yere düşmüş para, değerli eşya vs. arıyorlar geçimlerini sağlamak için. Ama her şeye rağmen mutlu bir hayat sürüyorlar.


Güzelliğe bakar mısınız!!!
Yine bir akşam abisi ile "çalışmaya" giden Saroo, tren istasyonundaki bankta uyuyakalır. Guddu işi bitince gelip onu alacağını söylese de saatler geçer ve ortalıkta gözükmez. Korkmaya başlayan Saroo da eve dönme umudu ile en yakın trene atar kendini. Ama bu tren onu yaşadığı yere değil, tam tersi istikametteki kocaman bir şehre Kalküta'ya götürmektedir.



O minicik bedeniyle kocaman şehrin içinde iyiden iyiye küçülen Saroo (şehir ve Saroo tezatlığı görüntülerle muhteşem yansıtılmış bu arada) için amansız bir hayatta kalma mücadelesi başlar. Günlerce yağmur altında yatar, çöplerden yiyecek toplar, polislerden kaçar... Ve bu mücadele sokaktan pek de farklı olmayan bir yetimhanede son bulur.

Yetimhane sonrasında da Saroo'nun hayatının - ve de filmin- ikinci evresi başlar.



Saroo'yu evlat edilen Avustralya'lı çift Sue ve John ona koşulsuz sevgilerini sunar, Saroo'yu en güzel şartlarda yetiştirmeye çabalarlar. Evlat edinilmesinin ardından geçen 20 yıl sonrasında yeniden karşılaştığımız Saroo mutlu, rahat bir hayatı olan genç bir adamdır. Ta ki arkadaşlarının evindeki bir partide çocukken en sevdiği tatlı olan "jalebi"yi görene kadar!

O ana değin geçmişine dair pek bir şey hatırlamayan Saroo'nun çocukluk anıları bir bir gözünün önünden geçmeye başlar. Taş ocağında çalışan annesi, hayranlık duyduğu abisi Guddu, tren yolları, koşturduğu sokaklar... Ve içinde sebebini bilmeden taşığı o boşluğun nedenini anlar. 

Yapması gereken o sokakları ve ailesini yeniden bulmaktır.



Film boyunca "nasıl olabilir?" dediğiniz pek çok şeyin Hindistan'da sıradan olduğunu öğrenmek çok can yakıcı. Yılda on binlerce çocuk kayboluyor, kaçırılıyor ya da sokaklarda yaşamak zorunda kalıyormuş. Bu örneklerden biri olan Saroo Brierly en azından şanslı olanlardan biri.

Senaryosu kendi hayat hikayesinden uyarlanan "Lion" başta Saroo'nun küçüklük halini canlandıran Sunny Pawar olmak üzere Dev Patel, Nicole Kidman ve Abhishek Bharate'nin müthiş oyunculuklarına sahne oluyor. Diğer rollerde ise Patel ve Kidman'a Rooney Mara ve David Wenham eşlik ediyor.



"Slumdog Milionaire"den tanıtığımız Dev Patel ilk yarıdan devraldığı hikayeyi harika bir şekilde finale bağlıyor. Abartısız ve gerçekçi bir oyunculuk sunuyor. Nicole Kidman da - kendi hayatından kesitler de taşıdığından olsa gerek- anne rolünü etkileyici ve duru bir biçimde canlandırıyor.

"En İyi Film", "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ve "En İyi Uyarlama Senaryo" dahil 6 dalda Oscar adayı "Lion". Yönetmen Garth Davis'in ilk film çalışmasında Hindistan ve Tasmania'nın nefis görüntülerini de bize "Foxcatcher" ve "Zero Dark Thirty"den hatırlayacağımız görüntü yönetmeni Greg Fraser sunuyor. Filmde Google Earth'in de azımsanamayacak bir katkısı olduğunu eklemeden geçmeyeyim.

Sizi hüzünlendirse de sıcacık, sevgi dolu bir film diyebilirim. Filmin adını nereden aldığını da son dakikalarınde öğreneceğiniz "Lion"u severek izleyeceğinizi düşünüyorum.


Film Yorum | Moonlight

22:44

Oscar adayı filmleri izleme seanslarım son sürat devam etmekte... Ve sırada "En İyi Film" "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" ve "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" dalları da toplamda 8 Oscar adaylığı bulunan "Moonlight" filmi var.



Filmin genel olarak konusunu Miami'nin arka sokaklarında annesiyle birlikte hayatta kalmaya çalışan siyahi Chiron'un zorluk ve mücadelelerle dolu yaşamı şeklinde özetleyebiliriz.

Chiron sessiz, sakin ve konuşmayı pek sevmeyen bir çocuk. Biz de bu durumun nedenlerini, hayatını keşfettikçe anlamaya başlıyoruz. Aile hayatındaki sorunlar, annesinin verdiği hayat mücadelesi ve Chiron'un daha dik durabilmesi için  ihtiyaç duyduğu baba figürü. Bunların hepsinden yoksun olan Chiron, günün birinde aradığı bu "baba figürünü" uyuşturucu satıcısı Juan'da bulur.



Juan ve kız arkadaşı Terese, tek kelime etmeyen bu çocuğu sahiplenirler. Zorlamadan sadece onu dinleyerek Chiron'un kendileriyle ilişki kurmasını beklerler. Ve zaman geçtikçe Chiron için hayatındaki en önemli figür haline gelirler.



Çocukluk yıllarına damga vuran Juan figüründen sonra Chiron'un ergenlik dönemini izlemeye başlarız. Hayatındaki başı önemli değişiklikler, annesiyle olan sorunların daha derinleşmesi Chiron'un önce hayattan daha da korkmasına neden olur. Ancak okuldaki yakın arkadaşı Kevin'le olan yakınlığı ve kendini keşfiyle ve tercihlerini sorgulaması ile başlayan macerası, onu bambaşka bir yola götürecektir.



Ve filmimizin üçüncü bölümünde olgun Chiron'u izleriz. Chiron yine sessiz ve sakin o küçük oğlan çocuğudur ama gençliğinde yaptığı seçimlerle belki de hiç hayal bile etmediği bir hayatı yaşamaktadır. 

Yıllar sonra karşılaştığı Kevin ile Chiron, birlikte geçmişe, seçimlerine doğru ufak bir yolcuğa çıkarlar.



Hayat herkes için zor ama toplumdaki genel prototipe uymayanların çok daha zor. Biz de izleyici olarak Chiron'un hayatını bu pencereden izliyoruz. Hayatımızdaki ufacık gözüken şeylerin bile gün gelip seçimlerimizi belirleyen önemli öğeler olduğuna şahit oluyoruz.

Yönetmenliğini Barry Jenkins'in yaptığı filmde başrolleri Mahershala Ali, Alex H.Hibbert, Ashton Sanders, Janelle Monae, Naomie Harris ve Jaden Piner paylaşıyor.

İzlediğim Oscar adayı filmler arasında en iddiasız olanı sanırım "Moonlight". Oyunculuklar ortalama üstü, izlenebilir bir dram ama beni çok etkiledi mi derseniz cevabım "hayır" olur. Ancak IMDB'den 8,2 almış bir filmi kaçırmak olmaz. İzleyin kendiniz karar verin derim.



Herkese şimdiden iyi seyirler

Deep Action Yağ Emici & Matlaştırıcı Mendiller

17:21
Siz de benim gibi yağlıya dönük karma (ya da yağlı) cilt tipine sahipseniz, gün içinde en büyük sorunlarınızdan biridir yağlanma. Makyajınızın kalıcılığını azaltır, kötü bir görüntü oluşturur hatta ilerleyen saatlerde adeta bir disko topuna çevirebilir sizi. Hiç abartıyorum falan sanmayın, bu sorundan muzdarip olanlar anlayacaklardır ne demek istediğimi...

Peki çözümü ne? Tabii ki yağ emici mendiller...
Bu cilt tiplerine sahip olanlar için yap emici mendiller adeta bir kurtarıcıdır. Günün her anında cildinizde oluşan yağ fazlasını alır ve daha fresh bir görüntü sağlar.


Ben yıllardır Gratis'ten aldığım Cettua yağ emici mendilleri kullanıyorum. Deep Action ile tanışmam ise bir Watsons alışverişim sırasında oldu. Cettua'dan daha minik olması ilgimi çekti ve atıverdim sepetime. O günden beri de bayıla bayıla kullanıyorum desem abartmış olmam herhalde. (Gördüğünüz gibi yarıladım bile!)


Deep Action da en az Cettua mendiller kadar başarılı. Ancak kullanım olarak biraz artısı var diyebilirim. Öncelikle daha ufak olması benim için güzel çünkü çantamda ne kadar az yer kaplarsa o kadar iyi.

Cettua'da 50 yağ emici mendil varken, Deep Action'da 65 mendil bulunuyor ancak boyutları Cettua'nın yarısı kadar. Ancak bu ürünü benim için vazgeçilmez kılan sadece cildinizdeki yap fazlasını emmesi değil, mendillerin pudra etkisi de göstemesi

İçinde bulunan transparan pudra yardımı ile anınca cildinizi matlaştırıyor, eski canlı, temiz görüntüsüne kavuşturuyor. Ayrıca cildinizi hafiften yeni pudralanmış efekti de veriyor. Ben yanlış hatırlamıyorsam 7 ya da 8 TL gibi bir fiyata almıştım. Başka kozmetik mağazasında var mı bilmiyorum ama hemen her Watsons'da bulabilirsiniz.


#ProjectPan Güncellemesi

17:23
Aylar aylaar önce başlamış olduğumuz #ProjectPan etkinliğimiz sürerken, hala bitiremediğim ürünler var maalesef. Cilt bakım ürünleri nispeten daha kolay tüketilirken iş renkli kozmetiğe gelince işte orada yavaşlamak kaçınılmaz. Hele ki bir kozmetik-severseniz muhtemelen eliniz - kıyafetinize, modunuza vs. göre-  sürekli farklı farlara, farklı allıklara gidiyor. 

Ben de eski #projectpan'dan kalan ürünlere yenilerini ekleyerek ve bu sefer biraz daha kolay bitirebileceğim ürünlere yer vererek devam etmeye karar verdim. Yarıladığım ya da bitmeye yakın ürünleri de ekledim. Sayı olarak da beni zorlamayacak kadarını tercih ettim. 

Ve işte yeni #projectpan ürünlerim



Eski ürünlerden L'oreal Else Mucizevi Bakım Yağı'nı ancak yarılayabildim. Azıcık kullanmak yeterli olduğu için bu ürünler vedalaşmam biraz sürecek gibi gözüküyor. Far setimden kalan kagverengi tonlarındaki 3 far da eski #projectpan'dan. Daha çok açık renkleri kullanıyorum sanırım, o nedenle far paletlerinde önce bu renkler bitiyor.

Ve gelelim yeni eklenenlere:
Saç şekillendiricilerle haşır neşir olanların sevdiği got2b Isıya Karşı Koruyucu Sprey severek kullandığım bir ürün. Zaten bu markanın kullandığım her ürününden memnun kaldım diyebilirim.

Beauty Formulas Göz Makyajı Temizleyici tesadüfen aldığım ama sevdiğim bir ürün oldu. En sevdiğim yanı göz çevremde yağlı bir tabaka bırakmaması oldu.

Rossman'a sürekli uğramamın sebeplerinden biridir Fuss Wohl ayak bakım ürünleri. Avokadolu olan nemlendirici kremine ve serinletici jeline bayılmıştım. Peeling kremini miktar olarak çok daha az kullandığınız için çok daha uzun süre gidiyor. 


#ProjectPan Devam Ediyor

Çok sağlıklı olmadığını bilmeme rağmen roll-on kullanmadığımda kendimi iyi hissetmiyorum. Genelde her markadan bir tane atıyorum sepete. Fa, Nivea ve Reward fark etmiyor, yeter ki parfümü hafif olsun ve en önemlisi pudrasız olsun. Mutlaka stokladığım ürünler arasında...

Neutrogena Yağsız Nemlendirici de denemek için aldığım ürünlerden biriydi. Şu ana kadar memnun kaldığımı söyleyebilirim. Daha önce kullandığım nemlendiriciye oranla biraz daha yoğun bir yapısı var. Ancak benim gibi yağlıya dönük karma ciltlerin sevebileceğini düşünüyorum.

Mis gibi parfümleri kim sevmez ki? Anna Sui La Vie De Bohme içince vanilya olan tatlı ve meyveli bir koku. Meyveli kokuları pek sevmesem de vanilya ve sandalağacının o yumuşak kokuları hoşuma gidiyor. 

Vaseline'nin cocoa serisinin her ürününü bayılarak kullanıyorum. Bu sprey kremlerde çok pratik. Hem kolay sürülmesi hem o enfes kokusu bu ürünü tercih etmem için yetti de arttı bile!


Çantaya Atmalık Mini Kozmetikler

Ve mini ürünlerimiz: Burt's Bees'in mangolu dudak kremini yanımdan hiç ayırmıyorum, bitince yenilemeyi düşünüyorum. Gratis'ten aldığım minik Citycolor far paletinin 2 rengi kaldı. Çabucak bitiririm onları da.

Clinique'in bu mini rimeli özellikle makyaj çantasına atmak için ideal. Zaten ben her ürünün bir de makyaj çantası boyu olması gerektiğini düşünüyorum. Hem kullanımı daha kolay olur hem de tarihi geçmeden kolayca bitirmiş oluruz. 



#ProjectPan güncellemem şimdilik bu şekilde. 
Hangi ürünlerle yakın zamanda vedalaşacağız bakalım...


Film Yorum | Manchester By The Sea (Yaşamın Kıyısında)

12:13

Oscar ödüllerinde  tam 6 kategoride aday olan bu film ("En İyi Film", "En İyi Erkek Oyuncu", "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu", "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu"  "En İyi Yönetmen" "En İyi Senaryo") La La Land ile çıkmış olduğumuz yıldızlardan oldukça sert bir şekilde aşağı indiriyor.

Gerçek hem de çok gerçek bir film. Dünyanın öbür köşesinde, minik bir kasabada acılarıyla baş etmeye çabalayan insanların hikayesi. Belki de bu filmi tanımlamak için kullanılacak en güzel tanım bu: "Yalnız ve kırık kalpli insanların hikayesi"


Boston şehrinin o soğuk ve beyaz atmosferinin çok uygun bir arka plan oluşturduğu "Yaşamın Kıyısında" filmin ana karakteri Lee'yi merkez alıyor ve halka halka dokunduğuher  insanın aslında cam kırıkları ile dolu olduğunu gösteriyor bize.

Lee hayatını apartman görevlisi olarak kazanıyor. Onu tanımaya başlarken bize ilk geçen yalnızlığı ve sıradan hayatı. Bu yalnızlığın ve hayata teslim olmuşluğun bir hikayesi olduğunu tahmin ediyorz ve filmin ilerleyen dakikalarında da bu trajediyi izleme fırsatı buluyoruz.
Hayata bir şekilde tutunmaya çabalarken abisinin kaybı ile bambaşka bir hikayenin içinde buluyor kendisini Lee. Kendi trajedisinin içinde boğulmamaya çabalarken, artık yepyeni bir sorumluluk verilir kendisine. Yeğeni Patrick

Annesi de başka bir hayat kurmuş olan Patrick babasının ölümünden sonra bu acıyla çok daha farklı bir şekilde baş etmeye çalışır. Filmin  anlattığı farklı hikayelerden biri de bu zaten: Hepimiz acıyı farklı şekillerde yaşarız. Kimi duygularını en üst perdeden paylaşmayı seçerken kimi için acı derin bir sessizlik demektir. İşte Patrick de bu büyük acıyla baş etmenin yolunu bulmaya çalışan 16 yaşındaki bir çocuk.
Ana hikaye Lee ve Patrick etrafında gelişirken ufak ufak diğer karaterlerin de hikayeleri de dahil olmaya başlar. Lee'nin kasabayı terk etmeden önceki hayatı, dostları, eğlenceli ortamı ve deli gibi aşık olduğu eşi Rani...

Rani'nin Lee ile paylaştığı o acı hikayeyi izlerken, üzerinden ne kadar geçerse geçsin geride bıraktığı iyileşmek izlere de şahit oluyor. Rani'yi canlandıran Michelle Williams filmde kısacık bir sürede hissettii acıyı öyle etkileyici yansıtıyor ki perdeye gözlerinizin dolmaması zor.

Filmin böylesine etkileyici olmasının nedeni de işte bu zaten. Sana, bana ya da bir tanıdığımızın her an başına gelebilecek olayları anlatması. Herkes kendi cehennemini içinde yaşarken belki onların yanından geçiyoruz, aynı otobüse biniyoruz ya da yaptıkları bir harekete sinirlenebiliyoruz hiç bilmeden. Hayat işte böylesine tuhaf ve kimi zaman da çok acımasız...
Filmin başrol oyuncusu Casey Affleck donuk, sessiz Lee rolünde çok inandırıcı. Öyle ki izlerken bir an bile rol yaptığını düşünmüyorsunuz. Sanki bir olaya şahit olur gibi izliyorsunuz hikayeyi baştan sona. Ama en az onun kadar başarılı bir oyuncu daha var ki, o da Patrcik'i canlandıran Lucas Hedges.
Bir sahnesi var ki - buzluktan düşen tavukları toplamaya çalıştığı- bir anda pıtır pıtır iniveriyor gözyaşları yanağınızdan. 

Yavaş akışı ve hayatın içinde hikayesiyle belki herkesin beğenisine hitap etmeyecek bir film "Yaşamın Kıyısında" Ama çok gerçek. Gerçek olduğu için de içimizde - belki de unuttuğumuzu sandığımız - bir yerlere dokunuyor. 



Filme dair sevmediğim şey ise müzik kullanımı oldu. Seçilen müziklerin bazılarını sahne ile bütünleştiremedim, hatta kimi zaman rahatsız edici bulduğumu söyleyebilirim. 

Yönetenliğini ve saneristliğini Kenneth Lonergan'ın yaptığı filmde diğer rollerde Lucas Hedges, Kyle Chandler, CJ. Wilson ve Gretchen Mol yer alıyor.

"En İyi Film" ödülünü alır mı bilemem ama "En İyi Erkek Oyuncu" ve "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünu kazanırsa hiç şaşırmam.



Şimdiden herkese iyi seyirler



Blog Eklentilerinde Başlık Problemi

11:36


Bloğumuzun en az içeriği kadar tasarımı, görselliği de önemlidir. Bloğumuzu açtığımız ilk günlerde belki buna pek takılmayız. Ama 2-3 yazı girdikten sonra "Acaba şuraya da şunu mu eklesem, sayfamda şu da olsa keşke" gibi cümleler etmeye başlarız.

Blogger yönetici panelini kullanması oldukça kolay. Sayfanıza yapacağınız çoğu eklentisi tek tuşla yapma imkanına sahpsiz. Ama bazen ufacık bir şeye takılı kalmak insanın canını sıkabilir. Bunlardan biri de bazı gadgetlardaki başlık ekleme sorunsalı



Blogger'un sunmuş olduğu bazı gadgetı maalesef başlık kısmını doldurmadan ekleyemiyorsunuz. Kaydet dediğinizde "Geçerli alan boş bırakılamaz" gibi bir uyarı ile karşılaşıyorsunuz. Ama her eklentinize bir başlık yazmak istemeyebilirsiniz. Örn: resim gadgetı gibi

Bunun çözüm yolu ise çok kolay:
Başlık kısmına <!--> yazmanız yeterli. Bu şekilde başlık yazmak istemediğiniz her gadgetı kolaylıkla sayfanıza ekleyebilirsiniz.



Keyifli yazılar herkese!

Yves Rocher Pure Calmille | Yumuşatıcı Yüz Yıkama Jeli

12:21

Jel makyaj temizleyicilerini hep daha çok sevmişimdir. Gerek cilt yapım dolayısıyla gerekse daha iyi bir temizlik sağladığını düşündüğüm için. Temizleme sütlerini ise pek tercih etmiyorum çünkü cilt üzerinde kalıntı bırakabileceği gibi bir düşünceye sahibim.

Bu huyumu bilen yakın arkadaşım kendisi de çok memnun kaldığı için Yves Rocher'nin Pure Camille makyaj temizleme jelini tavsiye etti. Ben de bu tavsiye üzerine satın aldım ve neredeyse şişeyi yarıladım. Bu nedenle ürün hakkındaki yorumlarımı  da ufak ufak paylaşabilirim diye düşünüyorum.


Öncelikle adında da altı çizildiği gibi cildi rahatlatmayı amaçlayan ve normal ciltler için yumuşak bir temizleme jeli "Pure Calmille" 

İçinde bulunan papatya özsuyu cildi yumuşatıyor ve kurumasını önlüyor. Fındık büyüklüğünde bir miktar da cilt temizliğiniz için yeterli oluyor. Beni rahatsız etmeyen bir kokusu var ama cilt ürünlerinde parfüm sevmeyenler olabilir. Test etmek en güzeli tabii


Cildimi yumuşatmasını ve rahatlatmasını sevdim bu ürünün. Gerçekten de temizlik sonrası bir sakinleşme hissediyorsunuz - en azından ben öyle hissediyorum. Bu konuda "Pure Calmille" görevini başarıyla yerine getiriyor. Ancak biraz daha yoğun bir makyaj yaptıysanız temizlik konusunda biraz yetersiz kalabilir diye düşünüyorum. 

Benim cilt tipimle de alakalı olabilir ama bence bu ürün benim cildime biraz hafif kaldı. Belki makyajsız günlerde temizlik için tercih edilebilir. Anlayacağınız benim biraz daha yoğun bir ürüne ihtiyacım olduğunu da anlamış oldum.


Siz bu ürünü hiç deneme fırsatı buldunuz mu?

Ve 2017 Oscar Adayları Açıklandı

22:14

Sinemaseverlerim merakla beklediği Akademi ödülleri içi adaylıklar açıklandı. 26 Şubat'ta Dolby Theater'da yapılacak törenle kazanan isimler belli olacak. 
Bu sene en çekişmeli kategori "En İyi Kadın Oyuncu" dalında olacak kanımca. Çünkü çok başarılı oyunculukların sergilendiği bir yıldı 2016.

Ben de kendi tahminlerimi yapacağım çoğu kişi gibi. Ama adaylar arasından izlemediklerim var. Onları da izledikten sonra tahminde bulunmak en doğrusu...


Ve gelsin adaylar:



En İyi Film

Arrival

Fences

Hacksaw Ridges

Hidden Figures 

Lion 
Moonlight 
Hell or High Water 
La La Land 
Manchester by the Sea



En İyi Kadın Oyuncu

Emma Stone  La La Land
Natalie Portman Jackie
Ruth Negga Loving
Meryl Streep Florence Foster Jenkins
Isabelle Huppert Elle




En İyi Erkek Oyuncu: 

Cassey Affleck Manchester By The Sea
Andrew Garfield Hacksaw Ridge
Ryan Gosling La La Land
Viggo Mortensen Captain Fantastic
Densel Washington Fences



En İyi Yönetmen:

Arrival Denis Vileneuve
Hacksaw Ridge Mel Gibson
La La Land Damien Chazelle
Manchester By The Sea Kenneth Lonergan
Moonlight Barry Jenkins



En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: 


Viola Davis Fences

Naomie Harris Moonlight

Nicole Kidman Lion

Octavia Spencer Hidden Figures

Michelle Williams Manchester By The Sea






En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: 

Maherhala Ali Moonlight
Jeff Bridges Hell on Night Water
Lucas Hedges Manchester By the Sea
Dev Patel Lion
Michael Shannon Nocturnal Animals




En İyi Görüntü Yönetmenliği

Arrival
La La Land
Lion 
Moonlight
Silence

*La La Land toplamda 14 adaylık ile en çok dalda aday olan filmler arasında adını yazdırdı.

*Meryl Streep bu seneki adaylığı ile 20. kez adaylık kazandı ve Oscar'a en fazla aday gösterilen isim oldu.

*Arrival ve Moonlight da tam 8 dalda aday gösterildi.


Diğer adaylıkları görmek isterseniz 2017 Oscar Adaylıkları

Film Yorum | Jackie

12:52

"Siyah Kuğu" filmiyle bizi koltuklarımıza çivileyen Natalie Portman bu kez Amerika'nın hüzünlü First Lasy'si Jacqueline Kennedy'e hayat veriyor. En İyi Kadın Oyuncu dalında en güçlü Oscar adaylarından biri olan Portman'ın sırrı belki de rol yapmaya çalışmasında değil, karakterin ta kendisi olmasında... 



Tüm Amerika'yı ve dünyayı şok eden JFK suikastini merkez alarak ilerleyen bir film "Jackie". Ama asıl olarak bu olay sonrası First Lady Jackie'nin neler yaşadığı, ruh hali anlatılıyor. Bir aksiyon filminden çok psikolojik öğeleri kuvvetli bir dram filmi diyebiliriz.

Film Jackie'nin suikast sonrası LIFE dergisine verdiği ropörtaj ile başlıyor. Kendi sözleriyle "Eşi Başkan Jack Kennedy'nin onurunu ve itibarını korumak için" kamuoyuna bir açıklama yapmak zorunda hissediyor. Jackie hikayesini anlattıkça biz de geri dönüşlerle anlattıklarına tanık oluyoruz.




Filmin en çarpıcı yanı tabii ki Dallas'ta gerçekleşen suikast anı. Başkan ve First Lady'lerini selamlamaya gelmiş yerli halk,  uzun koruma ordusu arasında ilerleyen başkanlık aracı ve tabii ki Jackie'nin meşhur pembe Chanel elbisesi... 

Yönetmen Pablo Larrain suikast anını olanca çarpıcılığı ile vermiş - öyle ki Kennedy'nin parçalanan kafatası ve etrafa saçılan kan izlemesi hayli zor görüntüler. Tüm bu karmaşanın içinde  Portman'ın yüzünde hissettiğimiz o çaresizlik, yalnızlık ve acı hisleri öylesine gerçekçi ki gözleriyle oynamak dedikleri bu olsa gerek!



Filmin en çarpıcı bir diğer sahnesi de Jackie'nin üzerinde kanlı elbiseyi çıkartmak istememesi. Cevabı kısa: "Jack'e neler yaptıklarını görmelerini istiyorum"

Sonrasında Bayan Kennedy'e düşen en büyük görev eşinin cenaze törenini hazırlamak oluyor. Bunun için eski Amerikan başkanlarından Abrahalm Lincoln'un cenazesine benzer bir tören istiyor. (Ki Lincoln ve Kennedy isimleri arasında hayret edici benzerlik var. Sadece ölümleri değil, hayatlarının dönüm noktalarında da)



Tüm bu süreçler sırasında Jackie'nin özellikle inanç anlamında da büyük çalkantılar yaşadığına tanık oluyoruz. Ki bu gerçekle de birebir örtüşüyor. "Neden Tanrı bunu yaşaması için Jack'i, bizi seçti?" diye soruyor defalarca. Ona yardım etmeye çalışan rahip belki de en doğru cevabı veriyor Bayan Kennedy'ye:
 "Bazı soruların cevabını asla bilemeyiz"



Natalie Portman'ın oyunculuk hayatındaki en güçlü rollerinden birini canlandırdığı "Jackie" Oscar yolundaki en güçlü adaylardan biri. Bu role çok iyi hazırlandığı öylesine belli ki, Bayan Kennedy'nin sadece beden dilini değil ses tonu ve aksanını bile gerçeğe çok yakın bir şekilde yansıtmayı başarmış. 

Bunun için film sonrası "Jacqueline Kennedy: White House Tour" belgeselini izlemenizi şiddetle öneririm.




Senaryosu Noah Oppenheim tarafından yapılan filmde Portman dışında Peter Sarsgaard, "Frances Ha" Greta Gerwig, John Hurt ve Billy Crudup rol alıyor. Filmdeki o gri atmosfere uygun müzikler de "Under The Skin" filminden hatırlayabileceğiniz Mica Levi yapmış.

Hüzünlü Jackie'nin hikayesini Natalie Portman'ın o muhteşem oyunculuğu ile izlemek isterseniz bu filmi sakın kaçırmayın derim.



Ve Survivor 2017 Başladı

19:32
erdi,berna,keklikler,ilhan,mansız,nagehan,turabi

Televizyon dünyasının reyting canavarı Survivor geçen hafta itibarıyla başlamış bulunuyor. Dizi bombardımanından kaçmaya çalışan, televizyon karşısında biraz olsun kafa dağıtmak isteyenler için güzel ve eğlenceli bir alternatif.

 1. sıraya -yine- kolayca oturan Survivor, bu sene de oldukça takip edileceğe benzer. Acun Ilıcalı'nın söylediğine göre bu sene, en kalabalık - kadroya 3 kişi daha katılacak bu hafta- en uzun sürecek ve en güçlü yarışmacılara sahip Surivor bizleri bekliyor. (reyting artırıcı yeni kuralları da unutmayalım)

İzleyenlerin çoğu her sene alışma aşamasında olduğu gibi "Yok yaa bu senekinde hiç tat yok, seyredilmez" vs. vs. dese de ilerleyen zamanlarda oldukça ses getireceğini düşünüyorum. Çünkü Acun yine gayet güzel seçimler yapmış: Gönüllülere bol proteinli ya da aykırı tipleri toplamış; ünlülere de her an bir arenadaki boğa kıvamında burnundan alev çıkarak sporcuları toplamış. Survivor izleyenleri bu sene tartışmaya doyacak gibi görünüyor.


erdi,berna,keklikler,turabi,nagihan,

Yıkarıda da dediğim gibi bu sene Ünlüler kadrosunda hiç olmadığı kadar sporcu var, çoğu da bireysel spor yapan kişiler. Boksör, atlet, futbolcu, dövüşçü, her alandan biri var anlayacağınız. Tabii bu da takımda bireyselleşmeyi ve hırsı getiriyor. 

Takımda liderlik savaşı da şimdiden başlamış durumda. Futbolcu Serhat Akın ilk günlerden dişlerini göstermeye başlarken karşısında Anadolu kaplanı boksör Adem Kılıççı'yı buldu. Onlar tartışadursun aralardan sıyrılmaya çalışan Çılgın Sedat'ı dizginlemekse gönüllerimizin sultanı İlhan Mansız'a kaldı. O cool duruşu ile İmansız finale yürüyeceklerin başında geliyor.

Takımın neşesi Şakşuka Tarik ve Havuç Furkan. Tabii Furkan'ın oyunlardaki başarısıyla herkesi şaşırttı. Sanırım hız konusunda Hilmicem ile yarışır. Adanın çitlembik kızı rolünü ise "Yaprak Dökümü"nden tanıdığımız Seda üstlenmiş.

Diğer isimleri pek tanımıyorum ama aralarından gözüme çarpan 2 isim oldu: Şahika ve Sema. Her ikisinin de ilerleyen zamanlarda daha iyi performans göstereceklerini düşünüyorum. Ee adaya bir kavga gürültü seven bir adet Duygu lazımdı o da bulundu: İlk günden kavga etmeyi başaran milli boksörümüz Sabriye. Ne olur ne olmaz çevresinde pek dolaşmamak lazım!


erd,,turabi,nagehan,berna,keklikler

Ve geldik gönüllülere...
Hemen göze çarpan popüler  3 isim var. Çeşitli yarışmalardan gelmiş ve belli bir hayran kitlesine sahip "God Damn It" Eser, güzellik kraliçesi Berna Keklikler ve Bayrampaşalı Erdi. 

West finale yürüyecek isimlerden gibi duruyor, oyunlarda gayet iyi. Berna ise o süslü kız görüntüsünün aksine beklenenden iyi bir performans gösteriyor. Zamanla sesinin de yükseleceğini düşündüğüm yarışmacılardan biri. 

Erdi yeni Semihçiliğe oynasa da o göbekle biraz zor. Semih'in ne hızı ne de nevi şahsına münhasır cümlelerine sahip. Kurtarırsa ancak Göz6 oyları kurtarır onu.

Bir adet "komutan benim"ci Volkan, "siz henüz beni takımadınız kızıııımm" Fulya ve Erdi'yle kapışıp Erdi tarafından Pendik'te bir börekçiye yollanan ilginç saçlı Elif Gönüllüler takımının renklerinden. Bir de takımın efendi gözüken yarışmacıları var: Eskilerden adaşı finalist Yiğit'i hatırlatan Yiğit İzik, yine ilerleyen günlerde adını daha fazla duyacağımıza inandığım Gökhan Gözükan - çıkışlarıyla diğer isimlerden sıyrılan Ogeday

Tahminde bulunmak için çok erken ama final yolunda ilerleyecek isimler büyük ihtimalle İlhan Mansız, Serhat Akın, Eser West ve Sema Apak olur gibi geliyor. Bu sene anlaşılan oldukça uzun ve tansiyonu yüksek bir Survivor bizleri bekliyor olacak. Herkese iyi seyirler!

Denedim : Nescafe White Choco Mocha

15:01
kahve,yorum


Benim nasıl bir çikolata ve kahve canavarı olduğumu bilen FikriMuhim'den geçtiğimiz haftalarda çok güzel bir paket almıştım. Özellikle atıştırmalıklar söz konusu olduğunda yeni fikirleri deneyebilmem benim için her seferinde çok keyifli oluyor.  FikriMuhim ekibi de bu konuda bizi  yalnız bırakmıyorlar. (Daha fazla bilgi için fikrimuhim.com'u ziyaret edebilirsiniz.)

Bı sayede firmalar ürünlerini tanıtma imkanı buluyorlar; bizler de  ürünleri deneyip geri dönüş yapıyor, firmaların pazarla stratejilerini oluşturmasında biraz da olsa katkıda bulunmuş oluyoruz. Her iki taraf için de keyifli bir süreç olduğunu düşünüyorum.

Nescafe ürünlerini sıklıkla tüketen biriyim. Şekerli içecekleri tercih etmediğim için 2'si birarada olanları daha çok seviyorum. Cappucino Light da gayet lezzetli.

Ve gelirsek White Choco Mocha'ya... Öncelikle kokusu bir harika. Benim gibi çikolata severlerin seveceği türde. Köpüğü normal. Sevmediğim yanı ise çok şekerli tadı. Bir pakette %12 oranında şeker var. Bu benim gibi şeker sevmeyenler ve kaloriyi içecekten almak istemeyenler için bir dezavantaj. Şeker miktarı azaltılırsa beyaz çikolata tadının daha yoğun olarak hissedileceğini düşünüyorum.



İşte benim Nescafe White Choco Mocha yorumlarım da böyle...
Siz bu lezzeti deneme fırsatı bulabildiniz mi?

Film Yorum | Nocturnal Animals (Gece Hayvanları)

17:08

Moda alanındaki başarısını film sektöründe de göstermek isteyen Bay Tom Ford ikinci kez yönetmen koltuğunda. Bu kez Amy Adams ve Jake Gyllenhall'un başrollerde olduğu psikolojik bir gerilim filmiyle...

Filmin adı da oldukça ilginç. Nocturnal Animals geceleri yaşayan, avlanan hayvanlara verilen isim. Bu isimle bile karanlık tarafa bir gönderme yapıldığını bilerek başlıyoruz izlemeye.



Susan toplumun elit kesiminde olan ancak bundan pek de haz etmediğini söyleyen bir sanat galerisi sahibi. Farklı ve nevi şahsına münhasır çevresini filmin ilk dakikalarında tanımaya başlıyoruz. Sadece içinde yaşadığı bu ufak toplulukta değil evliliğinde de hiç mutlu değil. Kocası Hutton gençi yakışıklı, zengin yani bir kadının isteyebileceği çoğu şeye sahip. Ancak bu durum çiftin gün geçtikçe birbirinden uzaklaşmalarını engellemiyor.



Ve birden geçmişten gelen bir paketle karşılaşıyor Susan. Eski sevgilisi Edward'ın yazdığı roman taslağını buluyor masasının üzerinde. Romanın adı manidar: Nocturnal Animals.

Edward'ın böyle aniden kendini hatıratması ile Susan da geçmişi düşünürken buluyor kendini. Nasıl tanıştıkları, birlikte kurdukları hayaller hepsini sorgulamaya başlıyor. Ama asıl detayların romanın satırlarında olduğunu okudukça anlıyor.



Edward'ın romanı evli bir çift ve ergen genç kızlarının hikayesini anlatıyor. Gecenin bir yarısı Amerika'nın o tekinsiz, ıssız bir otoyolunda arabayla ilerlerken görüyoruz ailemizi. Aniden karşılarına çıkan bir başka araba bangır bagır "tehlike var" diye bağırıyor. V ebiz izleyenin beklediği oluyor.

Edward ve ailesinin arabasını zorla durduran bir grup serseri onlarla oynamaya başlıyorlar. Öfke içinde kıvranan Edward soğukkanlı davranmaya çalışırken eşi ve kızı için hiçbir şey yapamamanın da yakıcı çaresizliğini yaşıyor.



Kitabın hikayesini ve Susan'ın okurken verdiği tepkileri paralel şekilde izliyoruz. Hikayede anlatılan her detayın aslında kendisi ve ilişkilerine yapılan bir gönderme olduğunu keşfeden Susan, o andan itibaren geçmişe dair verdiği kararları sorgulamaya başlıyor. Ve bu sorular giderek şimdiki hayatına dair pişmanlıkları getiriyor beraberinde. İşte bu tam da Edward'ın yapmak istediği şey...

Psikolojik yönü ağır basan filmde Amy Adams Susan rolü için son derece doğru bir seçim olmuş. Onun o kırılgan ve sofistike görüntüsü karakteri kolayca inandırı kılıyor. Hollywood'un son dönem yıldızlarından Jake Gyllenhaal da birbiri ardına doğru projelerde yer alıp, hayranlığımızı kazanıyor.



Filmdeki Adams ve Gyllenhaal gibi önemli bir diğer isim de şerif rolündeki Michael Shannon. Tekinsiz duruşu ve eski Amerikan filmlerinde duymaya alıştığımız ağır aksanı ile izleyeni etkiliyor. Uzun bir süre iyi polis mi kötü polis mi olduğuna karar veremiyorsunuz.

Ancak filmin yıldızı bana göre Ray rolünü canlandıran Aaron-Taylor Johnson. Bir psikopat nasıl canlandırılır sorusuna muhteşem bir oyunculuk gösterisi ile cevap veriyor. 

Psikolojik filmleri sevenlerin beğenebileceği, gerilim düzeyi hiç azalmayan film "Nocturnal Animals". Belki herkese hitap etmiyor ama türü seven (David Lynch mesela) ve Ford'un beyazperdede neler yapabileceğini görmek isteyenler için güzel bir alternatif



Blogger tarafından desteklenmektedir.