Film | Snowden

17:02

Senaryosu Oliver Stone tarafından yazılan "Snowden" konusunu yakın zamanda dünyayı sarsan ünlü Snowden olayından alıyor. 

Big Brother'ın tüm dünyadaki internet trafiğini NSA (Amerikac Ulusal Güvenlik Merkezi) aracılığı ile izlediğiniz açıklayan eski NSA çalışanı Edward Snowden, bu belgeleri kamuoyuna sunmuş ve büyük ses getirmişti bu olay. İşte Oliver Stone da böylesine önemli ve tüm dünyayı kapsayan bir olayı ele alıyor.  


Fiziki engeller yüzünden ordudaki görevinden ayrılmak zorunda kalan Edward Snowden'ın  yazılım yeteneklerini kullanabileceği CIA'e yaptığı başburu kabul edilir. Burada önceleri daha pasif bir pozisyonda çalışan Snowden, zaman ilerledikçe "ulusal güvenlik" denen kavramın çok geniş olduğunu fark eder.


NSA'da çalışmaya başladıktan sonra fark eder ki çeşitli arama motorları dev veri merkezleri ile sadece Amerika'daki değil tüm dünyadaki herkes bir casus gibi izlemektedir. E-postalar, kredi kartları, ziyaret edilen sayfalar ve daha aklınıza gelebilecek her şey... 

Internete girdiğiniz anda ardınızda bir iz bırakmaya başlıyorsunuz ve pek çok devlet de bunları Hansel'le Gratel'in ekmek parçalarını toplaması gibi topluyor ve sizinle ilgili tüm bilgilere tek tuşla ulaşabiliyor.


Bu olayı ahlaki bulmayan Snowden her ne kadar onaylamasa da, kendisinden kat kat büyük bir gücün altında olduğunu bilmektedir. Günün birinde bu izlemelerin kendisine, kız arkadaşına ve ailesine kadar uzandığını görünce birşeyler yapması gerektiğini anlar.


Gün be gün gizlice kanıt toplamaya başlar Snowden. Tüm bu tehlikenin ortasında kız arkadaşı Laura ile olan ilişkileri de yara alır. 

Artık bir yol ayrımındadır:
Ya işlerin bu şekilde gitmesine izin verecek ve kendi sıradan hayatını sürdürecek ya da her şeyi kaybetme tehlikesini göze alarak Amerikan Hükümeti'nin yaptığı bu yasa dışı takipleri kamuoyu ile paylaşacaktır.


Konuya pek yabancı olmasak da film süresince tanık olduğumuz ayrıntılar oldukça çarpıcı. Mesela siz bilgisayarınızı kapattığınızı düşünürken aslında kameranızı yardımıyla 24 saatinizin izlenebildiğini görmek ya da sizinle ilgili devlet dosyalarına kolayca ulaşıp bilgilerinizle oynama yapılabildiğini öğrenmek... Bunlar sıradan her vatandaş için oldukça korkutucu.


Filmin sonunda hala Amerika tarafından vatan haini olarak arandığı için Rusya'da yaşamak zorunda olan gerçek Edward Snowden'le de tanışıyoruz. Tek bir kişinin, başına gelebilecek her türlü tehlikeyi göze alarak, gerçekleri açıklama çabalarına hayran olmamak elde değil!

Snowden'i canlandıran Joseph Gordon-Lewitt başarılı bir portre çiziyor. Diğer rollerde ise "Divergent" ve "The Fault Under Stars" filmlerinden hatırladığımız Shailene Woodley, Rhys Ifans ve Nicolas Cage yer alıyor.

Filmi izlerken pek çok şey şaşırtıyor sizi ama benim aklımda en çok kalan, yöneticisinin Snowden'a söylediği şu cümle oldu:
"Çoğu Amerikalı'nın  asıl istediği özgürlük değil. Onlar sadece güvende olmayı istiyor"



Herkese iyi seyirler



*Snowden olayını biraz daha belgesel tadında izlemek isterseniz, Laura Poitras'ın Oscar ödüllü "Citizenfour" belgeselini de izleyebilirsiniz.

Toplayın Oscarları, Kapatıyoruz!!

12:13
Bir Oscar törenini dah geride bıraktık. Her sene Oscarlar çok konuşulur, kazananlar kaybedenler değerlendirilir. Bir süre de bu tartışmalar sürer.

Ancak bu seneki Oscar töreni seçimlerle değil bir skandalla hatırlanacak. "En İyi Film" dalında öncelikle "La La Land" adının açıklanması, tüm ekibin sahneye gelmesi ve onlar sahnede sevinç gösterileri yaparkan "Durun durun bir yanlışlık oldu, kazanan siz değilsiniz. Kazanan "Moonlight". Şimdi çabuk terkedin sahneyi" dendi.



Bu nedenle ben de naçizane "En İyi Senaryo" ödülünü kendilerine vermek istiyorum.

Ve gelelim kazananlara:

En İyi Film: Moonlight
En İyi Erkek Oyuncu: Casey Affleck (Manchester By The Sea)
En İyi Kadın Oyuncu: Emma Stone (La La Land)
En İyi Yönetmen: Damien Chazelle (La La Land)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Viola Davis (Fences)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Mahershala Ali (Moonlight)
Yabancı Dilde En İyi Film: Satıcı (The Salesman)
En İyi Animasyon: Zootrapolis
En İyi Özgün Senaryo: Kenneth Loner (Manchester By The)
En İyi Özgün Şarkı: City of Stars (La La Land)
En İyi Film Müziği: La La Land
En İyi Uyarlama Senaryo: Moonlight

Eleştirmenlerin çoğu "Moonlight" filminde mutabıktı ama benim şaşırdığım bir sonuç oldu. Bir de "En İyi Kadın Oyuncu" dalında o kadar güçlü rakipler varken Emma Stone'un aradan sıyrılmasına bravo. Isabelle Huppert ya da Meryl Streep diye düşünüyordum - ki biliyorsunuz Streep'in Oscar adaylığı alanında bir rekoru var :)

Diğer seçimlerde öyle çok şaşırdığım bir isim olması. Özellikle Casey Affleck, Viola Davis ve The Salesman'in kazanmalarına da çok mutlu olduğumu söyleyebilirim.

Sizin tahminlerinize ne durumda?

** Tüm kazanan listesini görmek için resmi Oscar Ödülleri sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Film | Paterson

18:31

Bazen bir yönetmen bir parça keser hayattan ve tabağınıza bırakır içinde bulunan birbirinden farklı aromayı tatmanız için... İşte Jim Jarmusch da "Paterson" ile sıradan insanların sıradan yaşamlarından bir parça sunuyor bizlere. Birbirinin aynı gibi gözüken günlerin aslında ne kadar çok sakladığını keşfetmemizi sağlayarak...


 Paterson Amerika'nın Paterson kentinde otobüs şoförü olarak hayatını kazanan bir şiir aşığı. Ona bu sevgiyi aşılayan aynı şehirden çıkıp büyük üne kavuşmuş olan başka bir şair: William Carlos William

Onun günlük hayata dair dizelerin çok seven Paterson her gün otobüsüne bindiğinde kendi dizelerini yazıyor gizli şiir defterine.


Sessiz, sakin ve duygusal bir adamın kendisine tamamen zıt bir eşi var: Laura
Laura konuşmayı seven, sürprizlerle dolu, hayatı her farklı bir istek ve keşifle dolduran bir kadın. İnanılmaz sanatsal yetenekleri var. Her şeyden önce dokunduğu her eşyaya kendi izini bırakmayı başarıyor. Bu bir gün evin perdeleri oluyor bir diğer gün ise eşinin öğle yemeği çantasına koyduğu desenli cupcake...


Bir de evin asıl sahibi Marvin. Laura'nın İngiliz bulduğu oluyor kendisi. Evin 2 erkeği Mavin ve Paterson arasında Laura'ya hiç yansımayan bir çekişme var. Filmi tatlı yapan da aslında bu küçük detaylar.

Mesela Paterson'un her sabah iş arkadaşı ile yaptığı monologlar, otobüs yolcularının sohbetleri, Paterson'un her akşam eve geldiğinde posta kutusunu yamulmuş bulması, Melvin'le akşam yürüyüşleri, derin barmen Doc ve barın çılgın Romeo & Juliet'i... 
(Posta kutusunu yamultanın kim olduğunu öğrenince bir kahkaha attığımı itiraf edeyim:P)


"Paterson" aslında sıradan gibi gözüken insanların her birinin aslında benzersiz ve kendine özel olduğunu, her yaşamın kendi içinde farklı dengeleri barındırdığını anlatıyor benim için. Paterson'ın sadece eşi üzülmesin diye zorla yemek zorunda kaldığı sebzeli pay gibi... Aslında hepimiz biraz böyle değil miyiz? Hayat bizi mutlu eden minik anlarla bizi güzelleştiren insanların bir toplamı sadece.


Jarmusch'un en son "Sadece Aşıklar Hayatta Kalır" (Only Lovers Left Alive) fimini izlemiş ve çok beğenmiştim. "Paterson"da da bu dinlinliği görüyorsunuz ama tabii bambaşka bir hikaye ile. Bu tarzı sevenler için keyif alınacak bir film ama sevmeyenlere tavsiye etmem açıkçası.

Senaryosunu da Jarmusch'un yazmış olduğu filmde son olarak Oscar adayı "Silence" (Sessizlik) filminde izlediğimiz Adam Driver, İran asıllı Golshifteh Farahani, Barry Shabaka Henley ve Rizwan Manji rol alıyor.

Mini Not: 2016 Altın Palmiye adayı olan "Paterson" eli boş dönmedi Cannes'dan. Filmin gizli kahramanı Marvel'e (gerçek adıyla Nellie) başarılı oyunculuğundan dolayı 🐕 "Palm Dog" ödülü verildi. Üzücü haberse Nellie ödül töreninden kısa bir süre önce hayatını kaybettiği için onun yerine ödülü filmin yapımcısı Carter Logan aldı.


Film | The Salesman (Satıcı)

21:19

Her seferinde aynı cümleyi tekrarlarken buluyorum kendimi: "Hayata dair, insana dair konuları anlatmada İran sineması kadar başarılısı yok!" İnsanı sarsmak, hafızasında bir yer tutmak için büyük bütçelere, çarpıcı efektlere ihtiyaç olmadığının da en güzel kanıtı bu ülkeden çıkan filmler. 

Bu sene "Yabancı Dilde En İyi Film" adaylarından biri olan "The Salesman" de bu kuralı bozmuyor. İnsanı film bittikten sonra dahi düşündürmeye, sorgulatmaya devam ediyor. En son bu denli etkilendiğim film "Incendies" (İçimdeki Yangın) olmuştu.


Senaristliğini ve yönetmenliğini İran'ın en başarılı yönetmenlerinden biri olan Asghar Farhadi, yeni taşındıkları evde yaşadıkları trajik olay sonrasında kendilerini, hayatlarını ve ilişkilerini sorgulayan bir çiftin hikayesini anlatıyor. 

(Daha fazla detay vermeyi özellikle istemedim. Çünkü ilmek ilmek işlenen bir hikaye bu...)



Seyretmesi kolay değil, sindirmesi ise hiç kolay değil "The Salesman"i. Hikaye ilerledikçe izleyici olarak sürekli soru sorar halde buluyorsunuz kendinizi. Kimi zaman bir karakterden nefret ediyor kimi zamanda onunla ister istemez empati kurmuş buluyorsunuz kendinizi.

Biz izleyici olarak bu sancıları çekerken, yönetmen Farhadi tek bir çizgide ilerlemeyi tercih etmiyor, her karakterin bakış açısına uğruyor bir süre. Onları iyi ve kötü yönleri ile tanımamızı, belki biraz da anlamamızı istiyor.



Başroldeki Taraneh Alidoosti ve Cannes'da bu rolüyle "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü alan Shahab Hosseini dışında Naser rolü canlandıran Farid Sajjadi Hosseini muhteşem oyunculuklar sergiliyor. 

Zaten sadece Farhadi'nin değil çoğu İran filmlerinin de ortak noktası bu: Oyunculukların çok doğal ve yapmacıksız olması.



Lafı fazla uzatmadan söyleyebileceğim tek şey "Ne yapın edin izleyin bu filmi"
Çünkü film bittikten sonra hiçbir şeyi salt siyah ya da beyaz olarak göremeyeceksiniz.

Şimdiden iyi seyirler!

Doğru Far Renginizi Biliyor Musunuz?

00:20


Göz makyajının en önemli unsuru doğru renk seçimidir. Doğru far rengini bulabilmek için göz renginizi ön plana çıkartacak uygun renkleri seçmelisiniz. 

Peki doğru göz makyajı için hangi tonları tercih etmelisiniz biliyor musunuz?


Mavi Göz
Soğuk bir ton olan maviyi ortaya çıkarmak için renk skalasının sıcak renk tonlarını tercih etmelisiniz diyor makyaj uzmanları. Mesela kahverengiler ya da terra cota mavi göze en çok yakışan far renkleridir. Bunun dışında altın ya da bronz gibi metalik tonlar da mavi gözlerin daha belirgin olmasını sağlar. Gece içinse koyu gri ve siyahı tercih edebilirsiniz.

Uzmanların mavi gözlülere bir de tavsiyesi var: Eyeliner olarak siyah yerine kahverengi ya da bronzu tercih edin.




Kahverengi Gözler
Kahverengi gözler far seçiminde şanslıdır. Pek çok rengi kullanabilirler göz makyajında. Ama bu göz rengine en çok yakışacak renk tonları maviler ve kahverengilerdir. Özellikle mavi, kahverengi gözlerin daha fazla ortaya çıkmasını sağlar. Eğer maviyi farda sevmiyorsanız eyeliner veya göz kalemi olarak kullanabilirsiniz. Bunu dışında altın tonları da bu gözler için tercih edilebilecek renklerdir.



Yeşil Gözler
Yeşil gözleri en çok ortaya çıkaran tonlar pembe ya da mordur. Eğer gün içinde daha iddiasız tonlar tercih ediyorsanız nötr tonları ya da taupe (gri-kahverengi) rengini rahatlıkla kullanabilirsiniz. Yeşil gözlülerin siyah kalem ya da eyeliner yerine gümüş rengi, mor ya da mercan rengini tercih etmeleri daha uygun olacaktır.



Ela Gözler
Ve geldik ela gözlere... 
Sonbahar renklerinin hepsi ela gözlere çok yakışır. Kahverengiler, altın tonları ya da yeşiller bu renk gözlerin daha çok ortaya çıkmasını sağlar. Eğer gözlerinizin yeşilinin daha belirgin olmasını istiyorsanız bronz ya da yumurta kabuğu rengini; eğer kahverengi tonlarını belirginleştirmek istiyorsanız altın tonları ya da kahverengi tonlarını tercih etmelisiniz.

Film | Gold

13:42

1988 yılında Bre-X Mirels adlı bir firmanın hikayesinden esinlenilerek  çekilen "Gold"tüm hayatını altın bulmaya adamış bir adamın, Kenny Wells'in hikayesini anlatıyor. 

Wells'in büyükbabası yıllar yıllar önce geldiği topraklarda altın arama işini başlatmış ve kurduğu maden şirketi ile torunlarına büyük ve yüklü bir miras bırakmış. Ancak torun Wells babasının ölümünden sonra şirketin tepetaklak olmasını engelleyemiyor ve tam tabirle dibe vuruyor.

"Nasılsa kaybeden bişeyim yok" diye düşünen Wells elindeki son kozu oynamaya karar veriyor. Bir zamanların müthiş jeoloğu, madencilerin göz bebeği Michael Acosta ile bağlantıya geçmeye karar veriyor.

 Acosta yıllardan beri aradığı o dev altın madeni hayalinden vazgeçmiş hayatına devam etmeye çalışırken karşısına Wells çıkıyor. "O altını bulacağımıza hala inanıyorum" diyor ve bu 2 adam ellerindeki son kozu oynaya karar veriyorlar. Acosta'nın Endonezya'nın ormanlık bölgesinde altın bulunduğu topraklara sondaja başlıyorlar.

Wells küçük bir ekip kurarak tam anlamıyla "bir hikaye" pazarlamaya başlıyor.Yatırımcılar huluyor ekibiyle ve onları altın bulacaklarına ikna edip, bu işe para yatırmalarını sağlamaya çalışıyor. O parasal meseleleri hallederken Acosta bitmek tükenmek bilmeyen araştırmalarına devam ediyor.

Yapılan sondajdan her gün alınan onlarca numune laboratuvarlara gönderiliyor ve içinde altına rastlanıp rastlanmadığına bakılıyor. Günler günler sürüyor bu... Her seferinde olumsuz dönen raporlar, 2 adam artık vazgeçmek üzereyken geliyor. Bingo!!! Toprağın içinde yüksek miktarda altın bulunuyor!

Azmettiler ve hayallerine kavuştular diye düşünmeyin çünkü asıl hikayemiz işte burada başlıyor. İşin içine devlet adamları, güçlü lobiler, borsa, yatırımcılar, eşler vs. vs. karışınca 2 adam kendilerini çıkmazın içinde buluyorlar. 

Bir de işin içine milyon dolarlar girince Wells ve Acosta arasında da anlaşmazlıklar ve beklenmedik oyunlar kaçınılmaz oluyor.

McConaughey'nin filmografisindeki en itici karakterini - başarıyla - canlandırdığı "Gold"  aslında bir mücadeleve inanç hikayesi... Pek çok yan öyküyle desteklenen filmde ben ara ara "The Wolf of Wall Street" tadı da aldım. 

Yönetmenliğini George Clooney'li Syriana filminden hatırlayadığımız Stephen Gaghan'ın yaptığı filmde McConaughey'e Edgar Ramirez, Bryce Dallas Howard ve Joshua Harto eşlik ediyor.

Hafta sonu kafa dağıtıcı bir 2 saat geçirmek isterseniz "Gold"u izleme listenize ekleyebilirsiniz. Bu arada filmin müziklerinin (New Order, Iggy Pop, Joy Division) de oldukça güzel olduğunu belirtmeliyim.



Herkese iyi seyirler

Pixie Geldof "I'm Yours"

22:44


Yorucu geçen bir günün ardından kendinizi eve attınız. Şanslı azınlıktaysanız eğer - ki bu yazım onlar için şöyle ayaklarınızı uzatıp biraz dinlenmeyi planlıyorsunuz. Belki ne zamandır merak ettiğiniz bir dergiyi karıştıracaksınız ya da güzel bir romana başlayacaksınız. Elinizde çayınız, kahveniz... Eğer bir de şöyle güzel, keyfili bir müzik çalsın arka planda diyorsanız Pixie Geldof'un "I'm Yours" albüm tam size göre!




Soyadından da anlayacağınız üzere Pixie, müzik dünyasına pek yabancı bir isim değil. Babası ünlü müzisyen Bob Geldof, annesi geçtiğimiz senelerde hayatını kaybeden tv programcısı Paula Yates. Yine yakın zamanda uyuşturucu nedeniyle hayata veda eden Peaches Geldof'un kardeşi... Ve aynı zamanda Paula Yates'in Michael Hutchence'dan olan kızı Tiger Lily Hutchence'ın da ablası..

Genç yaşında, isminin de getirdiği şöhretle birbirinden ünlü markaların reklam yüzü oldu. Modellik Pixie'yi kesmeyince babasının genetik mirasını da arkasına alarak 2012 yılında "Violet" adında bir müzik grubu ile müzik dünyasına giriş yaptı. Müzisyenler tarafından olumlu eleştiriler almasına karşın kardeşi Peaches'in beklenmedik ölümü kariyerini askıya almasına neden oldu. 2016 yılının Kasım ayında ise ilk albümü "I'm Yours"u çıkardı.



Albümde toplamda 10 şarkı var ve hepsi birbirinden keyifli. Hani bazı albümlerde hiç öylesine bir parçaya rastlamazsınız, hatta en çok hangisin parçayı sevdiğinize karar veremezsiniz ya işte "I'm Yours" bu albümlerden biri.

Lana Del Ray'in o hüzünlü tarzını seviyorsanız bu albümden de keyif alacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Çoğu şarkının melankolik bir yapısı var. Zaten Pixie de kendisine bu tarz şarkıların daha yakıştığını düşünüyormuş. Mesela kaybettiği kızkardeşi Peaches için yaptığı "Twin Thing", dinlemelere doyamadığım "I'm Yours", rock esintilerini daha fazla taşıyan "Rain Comes Down" ya da etkileyici bir slow olan "Wild Things Grow" gibi...

Özetle her bir parçasını ayrı ayrı sevdiğim ve dinlemelere doyamadığım bir albüm "I'm Yours". Bu keyfi yaşamak için daha fazla geç kalmayın derim ben 🎧


Mini Alışveriş 👜

12:26
Bu aralar kozmetik mağazalarına daha az uğrar oldum. Çünkü 2 aydır sürdürdüğüm bir ürün bitirme projesi içindeyim. Çok fazla ürün olmamasına rağmen özellikle renkli kozmetik bitirmek de çok zorlanıyorum. Cilt bakım ürünleri, nemlendirici vs. bunlar çok daha kısa sürede bitirildiği için sorun oluyor ama iş bir far paletine ya da allığa gelince işimiz zor.

Tabii bu şekilde, aslında ne kadar fazla ürün aldığımızı ya da gereksiz yere harcama yaptığımızı da anlamış oluyoruz. (En azından kendi adıma bunu söyleyebilirim.) Artık çok gerekli olan ürünleri alıyorum ve makyaj masam da düzenlenmeye başladı diyebilirim. 

İşte sadece "gerekli" ürünleri satın aldığım mini alışverişim:
En çok tükettiğim ürünler nemlendirici ve deodorant. 8x4 Inspire deodorantı hiç denediniz mi bilmiyorum ama harika bir kokusu var.  Hemen yazayım beyaz şeftali & nilüfer ve yaseminin nefis birleşimi diyebiliriz. Oldukça da hafif. ( 7,50 TL)

Kokulardan başlamışken Le Petit Marseillais duş jellerinin kokularını sevmeYen yoktur herhalde. Hepsi birbirinden güzel ama ben bu sefer frambuaz & şakayık olanı tercih ettim. (10,90 TL)

Vazgeçemediğim ürünlerden biri, hatta Rossman mağazalarına uğrama sebebim Fuss Wohl Avokadolu ayak kremi. Yoğun nemlendirme özelliği ile ayakları yumuşacık yapıyor. Bitmeye yakın hemen yedekliyorum. ( 6 TL)


Normalde hijyenik ped olarak elim tek bir markaya gider: Orkid. Ama günlük pedlerde
 Kotex'i tercih ediyorum. Her biri ayrı paketli şekilde olması da hem hijyenik oluyor.hem de çantaya atma kolaylığı sağlıyor. (6,95 TL)
Bu mini Watsons diş fırçaşı & macunu seyahat kiti hepimizin Watsons alışverişlerinde sepetimize attığı ürünlerden biri. Mini çantası da çok pratik.(5 TL)

Makyaj yapmadığım zamanlarda, sadece cildimi arındırmak için kullanacağım Watsons Wow Me Out Natural yüz süngeri. Bakalım memnun kalacak mıyım?(10 TL)

Alterra Rossman'da dolaşırken keşfettiğim harika bir portakal kokusuna sahip sabun. Farklı çeşitleri de vardı ama portakallı olanı bana daha fresh geldi. Fiyatı 3 TL. Eee bunu alınca bir de saklama kabı almak gerekiyordu çünkü ben sabunların açıkta durmasından pek hoşlanmıyorum. Rossman böyle ufak tefek, işe yarar ürünleri bulabileceğiniz bir yer. For Your Beauty el sabunu kabını da yine 3 TL'ye aldım.

Rossman ve Watsons ziyaretlerimin ganimetleri işte bunlar. Gördüğümüz gibi yine kendimi tuttum ve renkli kozmetik standlarına uğramadım.

En kısa zamanda güncelleyeceğim bitirme projesi yazımda görüşmek üzere! 👋

Film | Split (Parçalanmış)

13:23

M.Night Shymalan özellikle "6.His" filminden sonra kendisine epey büyük bir hayran kitlesi oluşturdu. Sonrasında gelen "Unbreakable", "The Village" ve "Signs" gibi filmler de bu  hayran kitlesini kemikleştirdi. 

Shymalan -sevenler yönetmenin filmlerinde kendileri az çok neyin beklediğini bilirler. Kendine has bir anlatım tarzı vardır, saf gerilimi yaşatmaz, içine bolca insan pskikolojisi ekler ve seyirciyi izleri bulmaya zorlar. Bu nedenle onu ya seversiniz ya da "ıhh bana göre değil" dersiniz. "Split" de hikayesi ve anlatım tarzıyla tam bir Shymalan filmi...


3 genç kız bir parti sonrası tanımadıkları bir adam tarafından kaçırılır. Kızlar gözlerini açtıklarında kendilerini taş duvarlarla örülü bir hücrede bulurlar. Orada nasıl geldikleri ya da neden kaçırıldıklarına dair hiçbir tahminleri yoktur.


Ve bir sabah kendileri kaçıran kişiyle tanışırlar. Bir nedende yaşayan 23 farklı kişi demek daha doğru. Çünkü her sabah farklı bir kimlik kızlarla konuşmaya başlar. 

Önceleri adamdaki tuhaf tavırlara bir anlam veremeseler de, zamanla bu farklı karakterlerin yaşadığı kişilik bölünmelerinin etkisi olduğunu kavramaya başlarlar.


Kızlar kurtuluş ümidi olarak bur farklı karakteri tanımaya ve onlarla iletişim kurmak için çabalamaya başlarlar. 9 yaşında fırlama bir çocuk; titiz mi titiz, kapının koluna bile bez olmadan dokunamayan bir adam; renkli boğazlı kazakları ve kalem etekleriyle bir kadın bu karakterlerden bazıları...


Kızlar tüm karakterlerle kurtuluşları için mücadele ederken, mücadele veren bir başkası daha vardır. Dr. Karen Fletcher da incelediği bu hastasının içinde yaşattığı karakterleri, onu kızdırmadan ve çevresine zarar vermesine müsaade etmeden çözümlemeye çalışmaktadır. Tabii Dr.Fletcher uzun zamandır sürdüğü terapilerle bu vakayı kontrol altında tuttuğunu sanmaktadır. Ancak bir gün işlerin aslında hiç de düşündüğü gibi ilerlemediğini fark edecektir.


Film konusuyla da oyunculuklarıyla da Shymalan-severlerin beğeneceği bir film. Ama filmin başarısının büyük bölümü farklı karakterleri  aynı bedende müthiş bir başarıyla canlandıran James McAoy'a ait! Özellikle terapi seanslarındaki karakter geçişleri inanılmaz. İzlerseniz ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.

McAvoy'a diğer rollerde - 3 kızdan biraz daha öne çıkan- Anya Taylor-Joy, Haley Lu Richardson, Betty Buckley ve Jessica Sula eşlik ediyor.

Filmin son sahnesinde yönetmen / senarist Shymalan'ın "Unbreakable" (Kırılmaz) filmine yaptığı gönderme ile devam filminde bizi çok daha ilginç bir hikayenin beklediğini de söyleyebiliriz sanırım. 
Güzel bir psikolojik-gerilim izlemek isteyenler için "Split"güzel bir tercih olacak. 

Oscar Tahminleri Yapılsın!

19:11

Kendi adıma "Silence" ile Oscar adayı filmleri izleme seanslarımı sonlandırdım. O kadar çok kategori var ki hepsini izlemek mümkün değil takdir edersiniz. Bu nedenle ana kategorilerdeki filmlere öncelik verdim ve Oscar için geri sayıma başlamışken ben de kendi tahminlerimi yapmak istedim.

İşte Oscar tahminlerim:






En İyi Film


Arrival

Fences
Hacksaw Ridges
Hidden Figures 
Lion 
Moonlight
Hell or High Water 
La La Land 
Manchester by the Sea



Bence: Açıkçası bu sene "En İyi Film" kategorisinde çok kuvvetli adaylar olduğunu düşünmüyorum. Herkesin tahmini "La La Land" ama benim oyum "Manchester By The Sea"ye... 




En İyi Kadın Oyuncu

Emma Stone  La La Land
Natalie Portman Jackie
Ruth Negga Loving
Meryl Streep Florence Foster Jenkins
Isabelle Huppert Elle

Bence: İşte senenin en zor kategorisi. Hepsi birbirinden başarılı isimler var aday olarak. Benim oyum "Florence  Foster Jenkins" filmindeki rolüyle Meryl Streep'e ama Akademi üyelerinin oyları Isabelle Huppert' gidebilir.



En İyi Erkek Oyuncu: 

Cassey Affleck Manchester By The Sea
Andrew Garfield Hacksaw Ridge
Ryan Gosling La La Land
Viggo Mortensen Captain Fantastic
Denzel Washington Fences

Bence: Kesinlikle Casey Affleck. En yakın rakibi ise Denzel Washington



En İyi Yönetmen:

Arrival Denis Vileneuve
Hacksaw Ridge Mel Gibson
La La Land Damien Chazelle
Manchester By The Sea Kenneth Lonergan
Moonlight Barry Jenkins

Bence: Bu kategoride "La La Land" Damien Chazelle ve "Manchester By The Sea" Kenneth Lonergan arasında kaldım. Büyük ihtimalle ödülü Chazelle evine götürecek gibi geliyor.




En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: 

Viola Davis Fences
Naomie Harris Moonlight
Nicole Kidman Lion
Octavia Spencer Hidden Figures
Michelle Williams Manchester By The Sea

Bence: Hiiiç düşünmeden söyleyebilirim "Fences" filmindeki muhteşem oyunculuğu ile Viola Davis


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: 


Maherhala Ali Moonlight
Jeff Bridges Hell on Night Water
Lucas Hedges Manchester By the Sea
Dev Patel Lion

Michael Shannon Nocturnal Animals


Bence: Akademi üyeleri Jeff Bridges'e saygı niteliğinde bir seçim yaparlar mı bilmem ama Maherhala Ali de kuvvetli bir aday gibi gibi. Benim Oscar ödülüm Lucas Hedges'e gidiyor...


En İyi Görüntü Yönetmenliği

Arrival
La La Land
Lion 
Moonlight
Silence

Bence: And the Oscar goes to.... "La La Land"





Bakalım bu sene tahminlerimizin ne kadarı tutacak. Şimdi bize düşen merakla 26 Şubat gecesini beklemek.


Peki siz Oscar tahminlerinizi yaptınız mı?

Blogger tarafından desteklenmektedir.