Film Yorum | Hayat (Life)

22:01

Son izlediğim "Bu Dünyanın Dışında" (The Space Between Us) filminden sonra açıkçası "Hayat" resmen nefis bir izlemelik olarak çıktı karşıma. Doyurucu efektleri, izleyiciyi sürekli beklemede tutan aksiyon ayarı ve başarılı oyuncu kadrosuyla size 103 dakika sürecek keyifli bir bilim-kurgu yolculuğuna çıkarıyor.


Mars üzerinde yeni bir yaşam formu bulan bir grup bilim adamını ile tanışıyoruz. Gezegen üzerinden alınan örneği incelemek üzere çalışmalara başlarlar. Bu organizmanın belli koşullar altında bölünerek yaşamını sürdürebildiğini keşfettiklerinde hepsi bilim dünyasında çığır açacak bir keşfe imza attıklarının farkındadırlar.


Ancak beklemedikleri şey bu organizmanın düşündüklerinden çok daha akıllı olduğudur. Ve geçen her günle birlikte uzay gemisinde birlikte yolculuk ettikleri bu organizma onlar için büyük bir tehdit haline gelir.


Evet konusu hiç yabancı değil. Akla hemen "Yaratık" (Alien") serisini getiriyor.  Bu seriye bayılan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim film boyunca bu benzerlik beni çok rahatsız etmedi. Çünkü konunun işlenişi ve izleyiciye verdiği tat - bana göre- tamamen farklı.


Güzel efektler gözlerimize hoş seyirler sunarken filmde tansiyon 1 an bile düşmüyor. Ama asıl sürpriz bizi finalde bekliyor. Yönetmen Daniel Espinoza finalde hem bizi şaşırtmayı başarıyor hem de devam filmine ufaktan ufaktan göz kırpıyor.


Film çok büyük oyunculuklar gerektirmese özellikle Jake Gyllenhaal'u ekranda izlemek her daim büyük keyif. Onun dışında diğer rollerde Rebecca Ferguson, Ariyon Bakare, Hiroyuki Sanada, Olga Dihovichnaya ve kısa bir rolde de Ryan Reynolds'ı izliyoruz.

Bilindik bir hikayeye sahip olsa da "Hayat" (Life) özellikle bilim-kurgu severlerin sinema salonundan mutlu şekilde ayrılmasını sağlayacak.



Herkese iyi seyirler!

Film Yorum | Shut In (İçeride)

21:00

Naomi Watts severek takip ettiğim aktrislerden biri. Genel olarak filmlerini de başarılı buluyor, adını afişte görünce izlemeye gayret ediyorum. "İçerde" filmi de Watts ismi sayesinde ilgimi çekti. Türünün gerilim olduğunu okuyunca "Tamam" dedim "Watts'tan kötü bir film çıkmaz." 

Ve başladım izlemeye...


New England'ın kırsal bölgesinde çoğunlukla karla kaplı bir ev. Çocuk psikologu Mary, eşi ve ergenlik çağındaki çocuğuyla mutlu mesut yaşamını sürdürmekte. Ta ki eşi ve çocuğunun geçirdiği o korkunç kazaya kadar...


Bu kaza sonrasında karşılaştıkları yüzünden Mary ciddi bir depresyon dönemine girer. Ve çoğu şeyden elini eteğini çeker, oğlu Stephen ile sadece kendilerine ait bir hayat örmeye başlar. 



Ancak Mary bir süre sonra evinde tuhaf olaylara tanık olmaya başlar. Önceleri bunları ciddiye almaz, yaşadığı strese verir. Fakat bir süre sonra olaylar çok rahatsız edici olmaya başlar ve Mary bunun nedenini araştırmaya başlar.


Filmle ilgili ilk yorumum şöyle:
Hikaye gayet güzel bir şekilde başlıyor ve gelişiyor. Bazı sahnelerde geriliyorsunuz. Bu konuda ışık kullanımı da etkili diyebilirim (Bakınız: üstteki kare) Ancak sonrasında heyecan giderek azalmaya ve tahmin edilir bir hikayeye doğru ilerlemeye başlıyor.  


Yönetmenliğini Farren Blackburn'ün yaptığı filmde Watts dışında oyuncu kadrosunda Oliver Platt, Charlie Heaton ve "Room"(Oda) filminde gönlümüzü fetheden Jacob Tremblay yer alıyor.

"Shut In" (İçerde) sadece Watts hayranları ve hafta sonu için izlenecek çıtır çerez film arayanlar tarafından tercih edilebilir. IMDB puanı da 4,6 diyelim.



Herkese iyi seyirler!


Kitap | Oyun (Gerald's Game) - Stephen KING

11:50

Stephen King özellikle korku ve gerilim türünde kitap okumayı sevenler için ilk akla gelen yazarlardan biridir. Hele kafanızı dağıtmak için King kitapları harika bir seçimdir. Zaten pek çok kitabının beyaz perdeye uyarlanmış olması da bunun bir göstergesidir.


İngilizce adıyla "Gerald's Game" ya da "Oyun" yazarın son okuduğum kitabıydı. Başladığım gibi de bitirdim diyebilirim. Her bir bölüm sonunda "Acaba bir sonraki bölümde ne olacak?" dedirtiyor insana. Biraz daha okuyayım biraz daha okuyayım diye diye bir bakmışsınız kitabın son sayfasına gelivermişsiniz.

Hikayemiz Gerald ve Jessie adlı bir çiftimiz üzerine kurulu. 12 yıllık evliliklerini biraz hareketlendirmek için göl kenarında bir eve ufak bir kaçamak yaparlar. Tabii Gerald'ın bu günler için düşündüğü ufak eğlenceler vardır. Kelepçeler de bunlardan biridir.


Ancak olaylar ne Gerald'ın ne de Jessie'nin beklediği gibi gitmez. Gerald'ın ani bir kalp krizi sonucu ölmesiyle Jessie kendini elleri kelepçeli yatağa bağlı bir halde bulur. Ormanın ortasında, insanlardan uzakta yapayalnız ve bağlı bir haldedir. Ve o saatten sonra hiç kimsenin kendisine yardım edemeyeceğini anlar ve hayatta kalmak için mücadele etmeye karar verir. 

Stephen King'in tam 397 sayfa boyunca yatağa bağlı bir kadının hayatta kalma mücadelesini anlatması ve bunu da izleyiciye "merak" duygusunu hissettirerek yapması onun ne kadar başarılı bir yazar olduğunu gösteriyor. Bazı bölümlerde midenizin hareketlenmesi de olası. Bunu da belirtmeden geçmeyeyim.


Çaresiz bir haldeyken insanın düşündüklerini, hayat sorgulamalarını ve beyninin oynadığı oyunları çok güzel bir şekilde anlatıyor. Gerçekten çoğu zaman kendinizi o durumda ne yapardım sorusunu sorarken buluyorsunuz kendinizi.

Kitapla ilgili tek eleştirim ise kimi zaman fazla uzayan "hayat sorgulamaları" kısmıydı. Jessie'nin geçmişinin gizli kalan sırları kimi zaman kitabı bambaşka bir yöne çekiyor bence. Ama bunca sayfayı doldurmak için okuyucunun ilgisini çekecek bir şeyler bulmak gerek diye düşünmüş olabilir yazar.

Aksiyon yönü değil psikolojik yönü ağır basan hikayeleri seviyor ve detaylı anlatımlardan hoşlanıyorsanız "Oyun" (Gerald's Game) de ilginizi çekebilir. Ufak bir not: Kitabın beyaz perde uyarlaması için çalışmalar başlamış. Yakında ekranlarda da izleyebileceğiz bu hikayeyi.


"Yalnızca karıkoca arasında yaşanan bir oyundu bu, Gerald’ın oyunu. 
Ama bu kez Jessie oyun oynamak istemiyordu. 

Bacakları iki yana açık, kolları karyolanın başucuna kelepçelenmiş bir halde yatarken kocasının tepesinde dikilip ağzından salyalar akarak bakı-yor olması onda tiksinti uyandırmıştı, adeta kendini aşağılanmış hissediyordu. Kocasına okkalı bir tekme savurdu. Hem de en can alıcı noktasına... 

Kalp krizinden ölen Gerald şimdi yerde yatıyordu. Tatil için geldikleri göl kenarındaki bu yazlık evde Jessie’yi yapayalnız ve çaresiz bırakmıştı. 

Tanrı’nın unuttuğu bir yerde, medeni dünyaya kilometrelerce uzaktaydı. Çığlıklarını kimse duya-mazdı. Yapayalnızdı. Yalnızca kafasının içinde konuşan, tartışan kendisiyle alay eden sesler vardı..."

Oyun "Gerald's Game"
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 397
Cilt Tipi: Karton Kapak
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: 13.5 x 19.5 cm

DeneBunu.com Mart Kutusu

18:33

Ve Mart ayı Denebunu kutuları yavaş yavaş elimize ulaşmaya başladı. 
Geçen ay Sevgililer Günü konsepti ile hazırlanan kutular bu ay Kadınlar Bilir sponsorluğu ile hazırlanmış tahminim. Çünkü bana gelen kutunun tamamı Procter&Gamble ürünlerinden oluşuyor. 


Kutunun içeriği şu ürünlerden ve bir Kadınlar Günü kutlama kartından oluşuyor:

- Seyahat boy İpana Pro-Expert Diş Macunu
- Orkid Platinum Ped (1 adet normal & gece)
- Seyahat boy Head & Shoulders Klasik Bakım Şampuan
- Fairy Planitum Bulaşık Makinesi Kapsülü (3 adet)
- Pantene Köpük Saç Bakım Kremi (Onarıcı ve Koruyucu Bakım)



Head & Shoulders hariç hepsi zaten kullandığım ürünler. Head & Shoulders'ı tercih etmememin nedeni ise, kepek şampuanı olarak konumlandırılan bir ürün olması. Şu an Serenay Sarıkaya ile bu algıdan çıkmaya çalışsa da şampuan alışverişlerimde aklıma gelecek bir ürün değil maalesef.

En merak ettiğim ise Pantene'in yeni çıkan köpük kremi. 
Genel olarak kullananlardan olumlu yorumlar duyduğum için biran önce kullanmak ve yorumlarımı paylaşmak istiyorum.

Siz de Denebunu.com'dan her ay adresinize sürprizlerle dolu bir kutu gelmesini isterseniz hemen Denebunu.com adresine girip kaydolabilirsiniz.

Dizi Yorum | The Night Of

13:50

HBO yazısını ekranda görünce, az çok nasıl bir dizi ile karşılaşacağınızı tahmin edersiniz. Bu nedenle de beklentinizi yüksek tutarsınız. "The Night Of" HBO'nun 2016 yılında görücüye çıkardığı toplam 8 bölümden oluşan bir mini dizi. Yanı tek sezonda başlayıp sonuca bağlanan dizilerden.


Dizimizin ana karakteri New York'ta ailesi ile birlikte yaşayan, okul-ev arası yaşayan,çevresinde sessiz sakin bir çocuk olarak bilinen Naz. Ailesinin kökeni Pakistan olduğu için gelenek göreneklerine ve dinlerine bağlı mazbut bir hayat sürmeye çalışıyorlar. 


Khan ailesinin hayatı hiç beklemedikleri bir zamanda, sadece"bir tek gecede" kökünden değişecektir. Zaten dizi de bu tek gecenin hikayesini anlatıyor.

Gecenin bir vakti taksi şoförü olan babasından izinsiz taksisini alan Naz kendini NY caddelerine vurur. Bir anda taksisine binen genç bir kızla biraz vakit geçirmeye karar verirler.


Kızın evinde geçirdikleri 3-5 saat sonrasında uyanan Naz,onun cansız bedeniyle karşılaşır. Hem de defalarca bıçaklanmış ve bir kan gölünün ortasında... Neler olup bittiğini anlamadan kendini dışarı atar. Ancak kaçışı kısa sürer.



Ve bundan sonra dizimizin asıl hikayesi başlar. Hakkında sadece Müslüman olduğu bilinen ve kızın yanında son görülen kişi olan Naz ve delik deşik edilmiş genç güzel Andrea.

İşin trajik tarafı Naz da o gece neler olduğunu tam olarak hatırlayamamaktadır. Bu şekilde izleyicinin de ana karakterden asla emin olamaması başarılı bir şekilde sağlanmış.


Her biri 1 saate yakın süren bölümlerde farklı farklı şüphelilerle tanışıyoruz. Tam "evet işte bu, katil bu" dediğimiz sırada delilleri çürütecek bir şeyler çıkıyor ortaya. Dizinin lezzetini artıran büyük etmen de bu. İzleyici olarak sadece tahmin edebiliyoruz ama asla emin olamıyoruz.

Dizide oyunculuklar son derece başarılı. Masum bakışlı Naz rolünde Riz Ahmed'i izliyoruz. Naz'ın ailesi rolünde "A Separation" filminden de hatırladığımız muhteşem oyuncu Peyman Moaadi ve Poorna Jagannathan yer alıyor.


Dizinin asıl starı ise Naz'ın avukatı John Stone'u canlandıran Emmy ödüllü John Turturro. Kendine haz karakteri ve çalışma stili ile dizinin en akılda kalıcı karakteri. Aslında bu rol için "The Sopranos" dizisinden James Gandolfini düşünülmüş ancak ani ölümü nedeniyle yerini Turturro almış.



Amerikan toplumundaki yabancı ön yargıları, hukuk sisteminin çatlakları ve "kanıtlanana kadar herkes masumdur "cümlesinin içinin ne kadar boş olduğu...Hepsinin dizide altı çiziliyor. Karakterlerin hiçbiri tam anlamıyla iyi ya da kötü değil, hepsinin insani zaafları,yanlışları ya da ön yargıları var. 

Ama açıkçası benim en çok etkilendiğim bir insanın zamanla nasıl değiştiği. Buradan çıkarımla "Breaking Bad" ve "Rectify" gibi kısık ateşli dizileri seviyorsanız "The Night Of"a da bayılacaksınız. IMDB de gayet yerinde bir puan - 8.4 - vermiş kanımca.


O karanlık atmosferi çok başarılı bir biçimde yansıtan görselliği ve gerçekçi oyunculuklarıyla "The Night Of" kaçırılmaması gereken bir dizi. Özellikle suç ve dram tarzını sevenler için...


Kullandığım Blog Fotoğraf Düzenleme Programları

15:21

Bir blogun belki de en önemli parçasıdır görseller. İster kozmetik yazısı olsun ister film, şahsen ben bol görselle süslenmiş yazıları okumaktan keyif alıyorum. Tabii bir de bu görsellerin, fotoğrafların düzenlenmesi kısmı var ki zaman ve emek istiyor gerçekten.

Başarılı görsellere sahip olmak için en önemlisi iyi bir fotoğraf makinesi. Profesyonel ya da yarı-profesyonel makineler her zaman çok güzel sonuçlar verir. Ama günümüzde buna yakın, çözünürlüğü çok yüksek cep telefonu kameraları da var. Onlarla da gerçekten güzel fotoğraflar çekilebiliyor.

Ve sonrasında işin keyifli kısmı başlıyor: Fotoğrafları düzenleme...
Ben bu yazımda görselleri hangi programları kullanarak düzenlediğimi paylaşmak istiyorum. Bazılarına online olarak ulaşabiliyorsunuz, o nedenle linklerini de altlarına yazacağım.

1-) Photoshop

Fotoğraf düzenlemesiyle ilgilenen hemen herkesin vazgeçilmez programıdır Photoshop. Efekt verme, renk tonlarını ayarlama, kolaj yapma gibi sınırsız seçeneğiniz var. Kullanımı diğer programlara göre daha zor ama alışınca sürekli eliniz Photoshop'a gidiyor emin olun.
*İnternet üzerinden Adobe Photoshop CS2'yi ücretsiz indirme imkanınız var.


2-) PhotoScape
Fotoğraflara çerçeve eklemek istediğimde kullandığım ilk program. Geniş bir çerçeve seçeneğiniz var ve tek tuşla işleminizi tamamlayabiliyorsunuz. Bunun dışında renk düzenlemeleri yapabiliyor, çeşitli efektler verebiliyor, illüstrasyonlar ekleyebiliyorsunuz. Ayrıca size toplu düzenleme imkanı sağlıyor, aynı anda tüm fotoğraflarınızı düzenleyebiliyorsunuz. 

Ve benim severek kullandığım bir başka özelliği de AniGif seçeneği. Yani hareketli resimler hazırlayabiliyorsunuz. PhotoScape'de keşfedilecek gerçekten çok şey var.


3-)Pixlr-O-Matic
Görsellerinde özellikle vintage efekti isteyenler için mutlaka denenmesi gereken program.Bunun dışında değişik görsel efektler ve çerçeve seçenekleri de bulabilirsiniz.
Link: https://pixlr.com/o-matic/


4-) Fotostars
Pixlr-o-matic'e benzer görsel efektler sunan Fotostars programında ayrıca fotoğraf kesme, boyutlandırma, sıcaklık değerini ayarlama vs. gibi ek seçenekler mevcut. Yine geniş bir çerçeve seçeneği de sunuyor bu program.
Link:  https://fotostars.me/en-US/


5-) Photogramio / Pixlr Express

Benim Photoshop'la birlikte en fazla kullandığım görsel düzenleme programı diyebilirim.Bu programda diğerlerinden bir tık fazla seçeneğiniz var. Yüzlerce çerçeve, efekt ve font alternatifiniz var. 

Ayrıca görsellerinize değişik stickerlar ekleyebiliyorsunuz. Vintage, siyah-beyaz ya da soft pek çok renk seçeneğiniz mevcut. Sadece bu program bile düzenleme işleminizin çoğunu halledebilir.
Link: http://photogramio.com/photoeditor



Evet, benim kullandığım programlar bunlar. 
Siz görsellerinizi düzenlerken hangi programları tercih ediyorsunuz?

Film Yorum | Bu Dünyanın Dışında (The Space Between Us)

14:06

Ne zamandır merakla beklediğim film "Bu Dünyanın Dışında" artık sinemalarımıza konuk oldu.Özellikle konusunu durduğumdan beri aylardır takipteydim bu filmi. 

Kadrosu da oldukça güçlü: Saygıdeğer Gary Oldman, son zamanlarda oldukça sık ekranlarda izlediğimiz Asa Butterfield ve  en son "Tomorrowland"de izlemiş olduğumuz Britt Robertson. Ama benim asıl ilgimi çeken değişik konusuydu.


İnsanoğlunun Mars'a yerleşme hayalleri gerçekleşmiş, ilk astronot grubu Mars'ta yaşamak için yola çıkmıştır. Ancak yolculuk esnasında astronotlardan birini hamile olduğu ortaya çıkar. Geri dönebilmesi için çok geçtir, bebeğini Mars'ta doğurmak zorundadır. Bebeğin dünyaya gelmesinin ardından  NASA bu olayı kamuoyundan gizlemeye karar verirler.


"Bu Dünyanın Dışında" Mars'ta doğmuş ilk çocuk olan Gardner'ın hikayesini anlatıyor. Onun Mars koşullarına göre şekillenmiş bağışıklık sistemi ve vücut yapısı Dünya'da yaşamasına müsaade etmez.


Ancak Gardner küçücük kısıtlı bir alanda yaşadığı ve tek arkadaşının kendi yapımı bir robot olan bu gezegende daha fazla kalmak istemez.


İnternet üzerinden tanıştığı güzel Tulsa da Gardneri için bir sebep olur. Ve hem Tulsa'yla tanışmak hem de hiç tanımadığı babasını bulmak için Dünya'ya bir yolculuğa çıkar. Ancak Dünya'nın koşulları Gardner'ın burada kalmasına pek olanak vermeyecektir.


Konusunu son derece ilginç bulduğum film işlenişiyle beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı desem abartmış olmam. Ben daha bilimsel bir film beklerken karşımda vasatın üzerinde, 14-17 yaş kesimini hedef alan bir gençlik filmiyle karşılaştım. Ne  hikayesi ne görüntüleri ne de Gary Oldman maalesef bir katkıda bulunamıyorlar. Açıkçası başka bir senaryo ile son derece etkiyici olabilecek bir senaryo uçmuş gitmişş.


Yönetmenliğini Peter Chelsom'un yaptığı "Bu Dünyanın Dışında",  Alan Loeb tarafından Steward Schill ve Richard Barton Lewis'in hikayesinden sinemaya uyarlanmış. IMB puanı ise 6.4



Herkese iyi seyirler!


Yağmurlu Günleri Nasıl Değerlendirmeli?

11:59
Tam yaz geldi, güneşe merhaba dedik diye sevinirken bahar yağmurları ortaya çıkıverdi. Özellikle İstanbul'da 2 gündür ara ara hızlanan bir yağmurla mücade etmekteyiz.

 Yeşili bol yerlerde bir keyifken, beton zengini şehirlerde yağmur bir işkenceye dönüşebiliyor. Ama biz bu olumsuzlukları bir kenara bırakıp bu günleri nasıl değerlendirebiliriz diye bir bakalım mı?

Çayınızı, kahvenizi ya da böyle günlere yakışan ıhlamurunuzu hazırlayıp ne zamandır ertelediğiniz o kitabı okumaya başlayabilirsiniz.


Ya da bol kahkahalı, keyifli bir komedi filmi izleyebilirsiniz. Yanında patlamış mısırı da unutmayalım tabii :)


Blogunuza yazı hazırlamanın da tam zamanı. Açın bilgisayarınızı, alın yanınıza rengarenk kalem ve not deftelerinizi... Hangi konular üzerinde yazmak istediğinize dair ufaknotlar alın ya da yazılarınızın ilk cümlesine başlayın bu vesileyle. O ilk cümlededn sonrası kolay gelir merak etmeyin!


Eğer mutfağa girmeyi seviyorsanız, nefisss bir meyveli kek yapın mesela.Tabii böylesine bir güzellik tek başına olmaz hemen arkadaşlarınızı çağırın. Keyifli bir sohbet eşliğinde bu lezzetin keyfine varın. Mutluluk paylaşılınca artar çünkü :)


Eğer evde vakit geçirmek istemiyorsanız giyin yağmurluğunuzu, atın kendinizi dışarı. Yağmurda hiç bisiklet keyfi yapmadıysanız denemenin tam vakti!


Bisikletle işim olmaz diyenlerdenseniz eğer, tamam yürümek de gayet keyifli olabilir. Güzel bir şarkı listesi hazırlayın, takın kulaklığınızı ve yağmurun o rahatlatıcı kokusuyla kendinize biraz vakit ayırın. Böyle uzun yürüyüşlerin kafanızdaki sorulara cevalar bulmada da faydası olacağını söylüyor psikologlar.


Gördüğünüz gibi böyle günleri değerlendirmek için pek çok alternatif mevcut. 
Peki sizi yağmurlu günlerde en çok ne mutlu eder?

Vazgeçemediğim Nemlendiricim: Bepanthol

11:45

Hangi nemlendiriciyi denesem de dönüp geldiğim hep Bepanthol oluyor. Kullanmaya başladıktan 2 hafta sonra bile cildimde daha canlı, daha parlak bir görüntü yakalıyorum. 

Son olarak bitirmiş olduğum Neutrogena'nın su bazlı nemlendiricisi ardından yine eski kremime döndüm. Neutrogena da sevdiğim bir ürün oldu - karma ciltli biri olarak - ama yine de Bepanthol'in o belirgin etkilerini veremedi diyedüşünüyorum.

Benim Bepantholkrem ile tanışmam lise yıllarıma dayanıyor. Tabii o zaman adı Bepanthen'di :) Ünlü bir markanın nemlendiricini kullanıyordum ve yüzümü minik kırmızı noktacıklar basmıştı. 

Doktorum cildimin ürüne tepki verdiğini söyledi ve "Nemlendirici için hiç bunlarla uğraşma. En güzeli Bepanthen, üstelik cilt hücrelerini yenileme özelliği de var." demişti. O günden sonra düzenli olarak kullanmaya başladığım su bazlı bu krem gerçekten cildimi daha sağlıklı, daha parlak yapıyor ve en sevdiğim özelliklerinde biri de cilt tonumu daha eşit hale getiriyor.

       Özelliklerine de bir göz atarsak:
  • ProVitamin B5 olarak da bilinen, dekspantenol bileşenini içerir. Cilt sağlığı açısından çok gerekli ve önemli bir vitamindir.
  • Nemlendirici içeriği sayesinde cildi rahatlatır ve cildin parlaklığını geri kazandırır.
  • Cildin doğal yenilenme sürecine destek olur.
  • Bepanthol Cilt Bakım Kremi parfüm, renklendirici veya antiseptik içermeyen yapısıyla cilt tarafından iyi tolere edilebilen bir özelliğe sahiptir.


Biraz araştırdığınızda bu kremin negatif etkileriyle de karşılaşanlar olduğunu okuyacaksınız. Yağ bezeleri, tüylenme ya da yağlanma gibi şikayetleri olanlar varmış ama ben bu sonuçların hiçbiri ile karşılaşmadım. Bu tarz şeyler cilt tipinize göre çok değişiyor, bu nedenle size en uygun cilt ürünlerini seçmeniz çok önemli.

Bepanthol kremleri her eczanede bulabilirsiniz. 30 gr. ya da 100 gr. seçenekleriniz var. Ben genelde 100 gr. tercih ediyor çok daha ekonomik oluyor. 30 gr 20-25 TL arası, 100 gr 30-35 TL arası değişen bir fiyata sahip.



Siz Bepanthol'ü hiç denediniz mi? 
Yorumlarınız neler?

Blogger tarafından desteklenmektedir.