Film Yorum: Berlin Sendromu (Berlin Syndrome)


Geçen hafta sinemalarımızda gösterime giren "Berlin Sendromu" izleyeni oldukça ürkütecek bir konuya sahip. Etkileyici olmasının altında da sanırım bu yatıyor. Çünkü her an, hepimizin başına gelebilecek bir olayı anlatıyor. İzlerken kimi zaman "ben olsam ne yapardım?" sorusunu sordurtması da bu yüzden...


Dünyanın bir ucu Avustralya'dan Berlin'e fotoğraf çekmeye gelen bir backpacker Clare. Kitabının konusu Orta Avrupa mimarisi olduğu için Berlin sokakları bu iş için biçilmiş kaftan. Bir yandan şehri keşfederken bir yandan kitabı için yerel mimari örneklerini fotoğraflamaya başlıyor.


Kader sizi nerede olsanız bulur misali, bir trafik ışıklarında karşılaşıyor Andi ile... Andi görünümüyle güven veren ve de oldukça kibar bir adam. Sohbetleri sırasında bir lisede İngilizce dersleri verdiğini de öğrenen Clare giderek Andi'yle yakınlaşmaya başlıyor.


Hoş ve keyifli geçen bir akşamın ardından Clare için işler hiç de beklediği gibi gitmiyor. Ve kendini evinden ve ailesinden binlerce kilometre uzakta bir labirentte buluyor. 


Türü "gerilim" olarak geçse de "Berlin Sendromu" daha çok psikolojik yönü ağır basan bir film. Film "neden"lerden ziyade "nasıl"lara cevap aramaya çalışıyor. Bu nedenle karakterlerle, geçmişleriyle ve motivleriyle alakalı çok bilgi sahibi olamıyoruz. 

Andi'yi klasik, öğrencileriyle iyi ilişkiler içinde olan bir öğretmen olarak izlerken, bir anda kişiliğinin karanlık yönünü keşfediyoruz.Ya da Clare'in davranışlarındaki tutarsızlıkları anlayamıyoruz. Stockholm Sendromu'na da atıfta bulunulan hikayede kedi ve fareyi kimi zaman yer değiştirirken bulabiliyoruz. 


"Lore" ve "Somersault" gibi filmleriyle tanınan yönetmen Cate Shortland'in yönetmenliğini yaptığı filmin senaryosu ise Shaun Grant ve Melanie Joosten tarafından yazılmış.

Başrollerde oynayan Teresa Palmer ve Max Riemelt ise inandırıcı bir oyunculuk sergiliyorlar. Filmin bir diğer oyuncusu olarak olayın geçtiği o ıssız ve ürpertici apartmanı da sayabiliriz bence. Filmin germe kısmının büyük bölümü bu ıssız ve izbe apartmana ait.

"Berlin Sendromu" psikolojik gerilim türünü sevenler için güzel bir hafta sonu tercihi olabilir.



15 yorum:

  1. Henüz burda gösterime girmedi, gelirse giderim mutlaka. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Psikolojik gerilim seviyorsan tercih edebilirsin yoksa kimi zaman biraz durağan gelebilir

      Sil
  2. İzledim. Gerçekten ilginç bir film. Yalnız son kısımda onlarca polisi oraya beklerken kadınının kesinlikle açılamayan bir evden nasılsa çıkması biraz şaşırtıcı oldu. Tavsiye için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de o öğrenci kızın eve koşa koşa gelip küçük bir dolaba saklanmasını mantıksız buldum.
      Senariste sormak lazım tabii

      Sil
  3. Artık bünyem kaldırmıyor böyle filmleri

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hele de tatil yaparken diyosun :p

      Sil
    2. En sevdiğim türdür aslında personayı falan hatim etmiş insanım. Mulholland drive keza,ama psikolojim falan koptu artık.yani kayış kopuk bende,artık kafi sibelynka.

      Sil
  4. Film çok ilgimi çekti. İlk fırsatta izleyeceğim. Listeye dahil ettim. ^^

    YanıtlaSil
  5. Biz de vizyona girmedi tabi ki transformers ve diğerlerinden yer kalmıyor herhalde. Merak ettim filmi, bir bakayım. Teşekkürler önerin için 😄

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Transformers ve Arabalar en çok kopyayla giren filmler. Hiiiç izlemeyeceğim filmler ama seveni çok. İzleyebilirsen yorumlarını merak ediyorum.

      Sevgiler

      Sil
  6. İlk fırsatta izlemeye çalışacağım, ilgimi çekti tanıtımınız. :)

    YanıtlaSil
  7. Filmi çok iyi anlatmışsın 👍🎥

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.